
Tuğçe ÇELİK
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 26 Ekim’de ulusal ve uluslararası yarışma filmleri ile özel gösterimlerin ardından söyleşiler düzenlendi. Yeşim Ustaoğlu’nun Artakalan, Emre Aybek’in Düğün Şarkıcısı ve Jacqueline Jansen’in Altı Haftalık Veda filmlerinin ekipleri seyircilerin sorularını yanıtladı. Festivalde yapay zekâyla üretilen Uyuyan Kadın ve Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu filmleri de ele alındı. Günün programında yönetmen-kurgucu ilişkisine odaklanan bir panel de yer aldı.
“KENDİ BAŞIMIZA NASIL ÇIKACAĞIZ?”
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda gösterilen Artakalan, şair bir kadın ile müzisyen eşinin ilişkisine odaklanıyor. Gösterimin ardından konuşan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, filmin bireysel ve toplumsal çıkmazlarla yüzleşme üzerine kurulduğunu belirtti. Ustaoğlu, “Bütün bu açmazların, çıkmazın içinden kendi başımıza nasıl çıkacağız, hepimiz nasıl çıkacağız?” sorusundan hareket ettiğini söyledi.
Filmde şair Elif’i canlandıran Öykü Karayel, karakteriyle kişisel yaşamı arasında güçlü bağlar kurduğunu anlattı. Elif’in Birhan Keskin’in “Taş” şiirini seslendirdiğini belirten Karayel, şiirin karakterin dünyasını anlamasında belirleyici olduğunu dile getirdi.
Elif’in eşi Mehmet’i canlandıran Metin Akdülger ise karakterin erkeklik, babalık ve eş olma biçimleriyle yüzleştiğini söyledi. Mehmet’in müzisyen olmasına ve dinleme üzerine çalışmasına rağmen eşini yeterince dinlemediğine dikkat çeken Akdülger, “Kendi cevaplarını hazırlar bir şekilde duruyor sürekli. Bu, onun bir davranışı ve ironisi bence” dedi.
“KADIN KOMEDYENİ GÜNDÜZ KUŞAĞINDA GÖRMEK İSTİYORLAR”
Ulusal Yarışma’nın bir diğer filmi Düğün Şarkıcısı, gençliğinde caz solistliği yapan ancak daha sonra düğünlerde şarkı söylemek zorunda kalan Şahnaz’ın hikâyesini anlatıyor.
Gösterimin ardından konuşan Yasemin Sakallıoğlu, canlandırdığı Şahnaz’ın yaşadıklarıyla kendi meslek hayatı arasında benzerlikler bulunduğunu söyledi. Kadın komedyen olarak sektörde karşılaştığı beklentilere dikkat çeken Sakallıoğlu, “Ben de bulunduğum sektörde bir kadın komedyen olarak çok şey anlatmak isterken bana sevgili yapımcılar tarafından sürekli gündüz kuşağı teklifi geliyor! Bende devamlı bir gündüz kuşağı sunucusu görmek istiyorlar” dedi.
Filmdeki şarkıların tamamını kendisinin seslendirdiğini belirten Sakallıoğlu, “Küçüğüm” şarkısını söylediği sahnenin duygusal açıdan kendisini zorladığını ve çekimin yaklaşık 30 kez tekrarlandığını anlattı.
Senarist Erdi Işık, yaklaşık 23 yıllık bir dönemi kapsayan hikâyeyi oluştururken müzik yarışmalarından ve bu programlara katılan insanların yaşamlarından esinlendiğini söyledi. Oyuncu Yiğit Özşener ise Muzaffer karakterinin hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmış bir insanın iç çatışmalarını taşıdığını belirtti.
“FİLMDE ÇALIŞAN HİÇ KİMSE ÜCRET ALMADI”
Uluslararası Yarışma’da gösterilen Altı Haftalık Veda (Six Weeks On) filminin yönetmeni Jacqueline Jansen, yapımın annesinin ölümünden sonra yaşadığı deneyimlerden doğduğunu anlattı. Filmini otokurmaca olarak tanımlayan Jansen, Almanya’da ölümün ardından tutulan altı haftalık yas sürecini ele aldığını söyledi.
Görüntü yönetmeni Markus Ott ise filmin finansmanı için iki yıl para biriktirdiğini belirterek yapımı 9 bin 600 avroluk bütçeyle tamamladıklarını açıkladı. Ott, düşük bütçeye rağmen görsel tercihlerini ekonomik zorunlulukların belirlemesine izin vermediklerini söyledi.
Jansen de bağımsız sinemadaki finansman sorunlarına dikkat çekerek, “Bizi finanse edecek kimse olmadığı için her şeyi kendi kaynaklarımızla çözdük. Filmde çalışan hiç kimse ücret almadı” dedi.
Uluslararası Özel Gösterim kapsamında izleyiciyle buluşan Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu (A Messy Tribute to Motherly Love) filminin oyuncusu Bart Klever de finansman güçlüklerinin yapım sürecini 15 yıla yaydığını anlattı. Klever, başlangıçta başrol için düşünüldüğünü ancak geçen yıllar nedeniyle başka bir karakteri canlandırdığını söyledi. Oyuncu, filmin modern Batı toplumunun kontrol ve kaygı odaklı yaşam biçimini eleştirdiğini belirtti.
YAPAY ZEKÂ VE YABANCILAŞMA
Ulusal Özel Gösterim programında tamamen yapay zekâyla oluşturulan Uyuyan Kadın filminin yönetmeni Gizem Avcıoğlu ve yapımcısı Alkan Avcıoğlu seyircilerle buluştu.
Sinemada Vikki Bardot adını kullanan Gizem Avcıoğlu, Georges Perec’in Uyuyan Adam eserinden esinlendiğini belirterek filmde birden fazla sentetik kadın figürü aracılığıyla ortak bir yabancılaşma duygusu yaratmayı amaçladığını söyledi.
Yönetmen, teknolojinin insan yaşamındaki etkilerine ilişkin soruya, “Yapay zekâ beynimizin analitik ve rasyonel tarafını bir şekilde ikame edebiliyor, bizim yapmamız gereken şey; yaratıcılık, hissiyat ve maneviyat başta olmak üzere daha sezgisel ve feminen yönlerimizi beslemek” yanıtını verdi.
Filmdeki kadın figürlerinin tamamının beyaz ve Avrupalı görünümde olmasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Avcıoğlu, bu tercihini Fransız Yeni Dalgası estetiğinden etkilenmesiyle açıkladı. Yönetmen, farklı etnik kimlikleri ve beden tiplerini yalnızca çeşitlilik sağlamak amacıyla kullanmak istemediğini söyledi.
Avcıoğlu, filmde sevgi ve aşk temasına bilinçli olarak yer vermediğini, dijital çağın bilgi bombardımanı, yalnızlaşma ve mekanikleşme sorunlarını öne çıkardığını belirtti.
KURGUCULAR ÇALIŞMA KOŞULLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Festival kapsamında düzenlenen “Film Yapımında Yönetmen-Kurgucu İlişkisi” başlıklı panelde Kurgucular Dayanışması’ndan (KUDA) Melike Kasaplar, İsmet Araç ve Naim Kanat bir araya geldi.
Kurgunun yalnızca çekim sonrasında başlayan teknik bir süreç olmadığını belirten Kasaplar, yönetmenle ortak bir sinema dili oluşturabilmek için senaryo aşamasından itibaren çalışmaya katılmayı tercih ettiğini söyledi.
İsmet Araç ise yönetmenlerin referanslarına fazla bağlı kalmanın özgün bir kurgu dili oluşturmayı zorlaştırabildiğine dikkat çekti.
Panelde mesleki haklara da değinen Kasaplar, “En büyük problem olarak çalışma şartlarımızı iyileştirmeye çalışıyoruz. Kendimizi daha görünür kılmaya çalışıyoruz ki problemlerimiz de daha görünür olabilsin” dedi.