
İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Şık ve diğer davalılar aleyhine karar vererek 50 bin TL maddi, 1 TL manevi tazminat ödenmesine ve dava konusu içeriklerin kaldırılmasına hükmetti. Şık’ın avukatları kararı istinafa taşıdı.
İstinaf sürecinde dosyaya sunulmak üzere Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından kapsamlı bir uzman görüşü hazırlandı. Üç halk sağlığı uzmanı, iki çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ile eczacılık alanından bir uzmanın katkısıyla hazırlanan raporda, dava konusu yazılardaki bilimsel ifadeler; toksikoloji, halk sağlığı, çocuk sağlığı, maruziyet ve takviye edici gıdalar açısından değerlendirildi.
TTB’nin vardığı sonuç ise açık: Şık’ın yazılarındaki temel bilimsel açıklamalar, yayımlandıkları dönemde mevcut bilimsel bilgiyle ve uluslararası risk değerlendirme kuruluşlarının yaklaşımıyla esas olarak uyumlu.
AMAÇ BİR ÜRÜNÜ “GÜVENLİ” YA DA “GÜVENSİZ” İLAN ETMEK DEĞİL
TTB’nin değerlendirmesinde Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), FAO/WHO Ortak Gıda Katkı Maddeleri Uzman Komitesi (JECFA), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Codex Alimentarius, Avrupa Birliği ve Türkiye mevzuatı ile güncel bilimsel literatür birlikte incelendi.
Raporda, değerlendirmenin amacının herhangi bir firmanın belirli bir ürününü “güvenli” ya da “güvensiz” ilan etmek olmadığı özellikle vurgulandı. İncelemenin odağında, Şık’ın yazılarında dile getirdiği halk sağlığı kaygılarının bilimsel bir temele dayanıp dayanmadığı bulunuyor.
“BİLİM İNSANLARININ RİSKLERİ AÇIKLAMASI HALK SAĞLIĞININ PARÇASI”
TTB’nin değerlendirmesi yalnızca kimyasal risklerle sınırlı değil. Raporda bilim insanlarının kamuoyunu sağlık riskleri konusunda bilgilendirme sorumluluğuna da dikkat çekildi.
Bilim insanlarının görevinin yalnızca bilimsel bilgi üretmek olmadığı; mevcut kanıtları değerlendirerek bu bilgileri toplum, karar vericiler ve ilgili kurumlarla anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşmak olduğu belirtildi.
Raporda, bilimsel verilerin makul bir sağlık riskine işaret ettiği durumlarda, riskin ve mevcut belirsizliklerin kamuoyuna aktarılmasının halk sağlığının bir parçası olduğu ifade edildi.
TTB’ye göre bilim insanlarının gıda, çevre ve kimyasal maruziyetler gibi alanlarda ancak zarar kesinleştikten sonra konuşabilmesi gerektiğini savunan bir yaklaşım, koruyucu halk sağlığının mantığıyla bağdaşmıyor. Özellikle çocuklar gibi hassas gruplar söz konusu olduğunda mevcut kanıtların gerektirdiği ölçüde ihtiyatlı davranılması yani zarar ortaya çıkmadan önleyici uyarıların yapılması gerektiği vurgulandı.
TTB: ŞIK’IN YAZILARI BİLİMSEL ÇERÇEVENİN İÇİNDE
TTB’nin sonuç bölümünde, Şık’ın yazılarında bütün arı ürünlerinin PA içerdiği ya da her koşulda insan sağlığına zararlı olduğu yönünde kategorik bir ifade bulunmadığına dikkat çekildi.
Şık’ın yazılarında bazı arı ürünlerinde doğal kontaminasyon sonucu PA bulunabileceğinin, miktarların üründen ürüne değişebileceğinin ve gerçek sağlık riskinin maruziyet koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiği belirtildi. TTB’ye göre bu yaklaşım uluslararası bilimsel risk değerlendirmesinde kabul edilen tehlike-risk ayrımıyla uyumlu.
Raporda ayrıca Şık’ın daha fazla araştırma yapılması, PA/PANO miktarlarının düzenli izlenmesi, kamu denetiminin güçlendirilmesi ve toplumun bilimsel veriler doğrultusunda bilgilendirilmesine yönelik çağrılarının da uluslararası risk değerlendirme ve risk yönetimi ilkeleriyle örtüştüğü kaydedildi.
TTB, dava konusu yazıların yayımlanmasından sonra yapılan bilimsel araştırmaların ve düzenlemelerin de Şık’ın dile getirdiği temel halk sağlığı kaygılarını geçersiz kılmadığını bildirdi.
Birliğin vardığı bilimsel kanaat, Şık’ın yazılarındaki ifadelerin yayımlandıkları dönemdeki bilimsel bilgiyle uyumlu olduğu, uluslararası risk değerlendirme kuruluşlarının yaklaşımlarıyla genel olarak örtüştüğü ve koruyucu-önleyici halk sağlığı değerlendirmeleri içinde kaldığı yönünde.
“TOPLUMUN SAĞLIK RİSKLERİ HAKKINDA BİLGİ EDİNME HAKKI”
TTB, raporun yalnızca Bülent Şık’ın davasıyla sınırlı olmayan daha geniş bir meseleye de işaret ettiğini belirterek şu soruyu gündeme getirdi: “Bilim insanları, bilimsel kanıtların makul bir sağlık riskine işaret ettiği durumlarda bunu toplumla paylaşabilecek mi?”
Birliğe göre sağlık risklerine ilişkin bilimsel bilginin serbestçe tartışılması, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve özellikle çocuklar gibi hassas grupların zamanında uyarılması hem bilimsel ifade özgürlüğünün hem de toplumun sağlık riskleri hakkında bilgi edinme hakkının bir parçası.
TTB RAPORU BİLİMSEL ARAŞTIRMALARA DİKKAT ÇEKTİ
TTB’nin uzman görüşünde, pirolizidin alkaloitlerinin sağlık açısından taşıdığı risklerin yanı sıra bu maddelerin arı ürünlerine nasıl geçtiği, çocuklar gibi hassas gruplar açısından neden daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiği ve Türkiye’de yapılan güncel araştırmaların ortaya koyduğu bulgulara da dikkat çekildi. Raporda ayrıca, halk sağlığı açısından bir risk konusunda uyarı yapılabilmesi için zararın ortaya çıkmasının beklenmesi gerekmediği; bilimsel verilerin makul bir tehlikeye işaret etmesinin koruyucu önlemler için yeterli gerekçe oluşturabileceği vurgulandı.
“PİROLİZİDİN ALKALOİTLERİ NEDEN RİSK TAŞIYOR?”
Pirolizidin alkaloitleri bazı bitkiler tarafından doğal olarak üretilen toksik kimyasal bileşikler. Özellikle 1,2-doymamış PA’lar, vücuda girdikten sonra karaciğerde reaktif metabolitlere dönüşebiliyor; bu metabolitler hücresel proteinlere ve DNA’ya bağlanarak hasara yol açabiliyor.
TTB raporunda bu mekanizmanın PA’ların karaciğer toksisitesi, genotoksisitesi ve karsinojenik etkilerinin bilimsel temelini oluşturduğu belirtildi. İnsanlarda PA maruziyeti ile kanser arasındaki ilişkiyi doğrudan inceleyen uzun süreli epidemiyolojik çalışmalar sınırlı olsa da EFSA ve diğer uluslararası kuruluşların hayvan deneyleri, DNA hasarı ve metabolik mekanizmaları birlikte değerlendirdiği aktarıldı.
Rapora göre mesele yalnızca kısa sürede yüksek miktarda alınan PA’ların yol açabileceği akut zehirlenmeler değil. Düşük miktarlarda ancak uzun süreli ve tekrarlayan maruziyet de genotoksik ve karsinojenik etkiler nedeniyle önem taşıyor. Özellikle polen gibi ürünlerin günlük ve düzenli tüketiminin önerildiği durumlar bu açıdan riskli olarak değerlendiriliyor.
ARI ÜRÜNLERİNE SONRADAN EKLENMİYOR
Raporda PA’ların arı ürünlerine kasıtlı biçimde eklenen maddeler olmadığı da vurgulandı. Arılar, PA üreten bitkilerden nektar, polen veya başka bitkisel materyalleri toplarken bu bileşikleri kovana taşıyabiliyor. Bu nedenle bal, polen ve diğer arı ürünlerinde değişen miktarlarda PA bulunması doğal ve tarımsal süreçlerden kaynaklanan bir kontaminasyon olarak değerlendiriliyor.
Özellikle arı poleninin daha dikkatli ele alınması gerektiği belirtilen raporda, bazı araştırmalarda polendeki PA miktarlarının bala göre daha yüksek olabildiği ve düzenli tüketimin kronik maruziyeti artırabileceği kaydedildi. PA maruziyetinin yalnızca arı ürünlerinden kaynaklanmadığı; bitki çayları, tıbbi ve aromatik bitkiler, baharatlar ve bazı gıda takviyelerinin de toplam maruziyete katkıda bulunabildiği belirtildi.
TÜRKİYE’DE İNCELENEN POLENLERİN YÜZDE 21,2’Sİ SINIRIN ÜZERİNDE
TTB’nin uzman görüşünde Türkiye’de gerçekleştirilen güncel bir araştırmaya da yer verildi.
2025 yılında Food Chemistry dergisinde yayımlanan çalışmada Türkiye’nin farklı bölgelerinden alınan bal ve arı poleni örnekleri incelendi. Araştırmada, incelenen polen örneklerinin yüzde 21,2’sinde toplam PA/PANO miktarının Avrupa Birliği mevzuatında polen bazlı gıda takviyeleri için belirlenen 500 µg/kg’lık maksimum düzeyi aştığı bildirildi.
TTB, bu sonucun Türkiye’de arı ürünlerindeki PA/PANO varlığının yalnızca teorik bir olasılık olmadığını, gerçek ürün örneklerinde de ölçülebildiğini gösterdiğini belirtti.
Bununla birlikte raporda, bir üründe PA bulunmasının veya mevzuattaki maksimum düzeyin aşılmasının o ürünü tüketen herkesin sağlık sorunu yaşayacağı anlamına gelmediğinin de altı çizildi. Riskin; üründeki miktar, tüketim sıklığı ve süresi, kişinin vücut ağırlığı ve diğer gıdalardan aldığı toplam PA miktarı gibi değişkenlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
ÇOCUKLAR İÇİN DAHA İHTİYATLI YAKLAŞIM
TTB raporunun özellikle üzerinde durduğu gruplardan biri çocuklar oldu.
Çocukların vücut ağırlığının yetişkinlere göre düşük olması, aynı miktardaki bir kimyasal maddeye kilogram başına daha yüksek düzeyde maruz kalmalarına yol açabiliyor. Bu nedenle EFSA ve benzeri kuruluşların çocukları ayrı yaş grupları halinde değerlendirdiği kaydedildi.
TTB’ye göre Şık’ın çocuklara yönelik uyarıları mevcut bilimsel kanıtlarla uyumlu. Raporda, özellikle küçük çocuklar söz konusu olduğunda daha ihtiyatlı davranılmasının koruyucu halk sağlığı yaklaşımının bir gereği olduğu belirtildi.
Türkiye’deki düzenlemelerde de iki yaşın altındaki çocuklar için hiçbir takviye edici gıdanın piyasaya arzına izin verilmediği; 2-4 yaş grubu için ise arı sütü, arı poleni, perga, apilarnil ve propolis içeren takviye edici gıdalara onay verilmediği hatırlatıldı.
TTB: ZARAR ORTAYA ÇIKMADAN DA UYARI YAPILABİLİR
Uzman görüşünde “tehlike” ile “risk” arasındaki ayrıma da dikkat çekildi.
Bir kimyasal maddenin genotoksik ya da karsinojenik özellik taşıması, zarar oluşturma potansiyeline yani bir tehlikeye işaret ederken; gerçek riskin kişinin o maddeye ne miktarda, ne sıklıkta ve ne kadar süreyle maruz kaldığına göre değiştiği belirtildi.
TTB, halk sağlığı açısından uyarı yapılabilmesi için insanların önce zarar görmesinin ve bu zararın tek tek kişilerde kesin olarak kanıtlanmasının beklenmesi gerekmediğini vurguladı. Bilimsel olarak tanımlanmış bir tehlikenin bulunması ve insanların buna maruz kalabileceğine ilişkin yeterli kanıtın olması, koruyucu önlemler alınması için bilimsel gerekçe oluşturabiliyor.
ANW

