Görünmeyen yaralar

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala


***

Yüzleşmekten kaçınan toplumsal kodlara sahip olduğumuzu inkâr edemeyiz. Hafızayı diri tutmayı kendine sorumluluk edinmiş; dürüst, müdanasız insanların, gazetecilerin, sanatçıların ve fikir önderlerinin içine çekildikleri hukuksuzluklar karşısında verdiğimiz tepkiler ne yazık ki sınırlı. Haksızlık karşısında susmak, zamanla haksızlığın olağanlaşmasına da zemin hazırlıyor. Yine de kendimi bardağın dolu tarafına bakmaya zorlayacağım. Camus’un Başkaldıran İnsan adlı eserinin felsefesini yansıtan “baş kaldırıyorum, öyleyse varız” ifadesi geliyor aklıma.  Bugünün adaletsizliklerini görme ve geleceğin nasıl kurulacağına karar verme sorumluluğumuz bireye çare olmanın ötesine geçip ortak insanlık onurunu savunuyor.

İnsan zihni bıkkınlığın, durgunluğun, mutsuzluğun, vazgeçmişliğin koridorlarıyla dolu. Yakınmak yerine içinde bulunduğu koşulları iyileştirmeye çabalayan; umutsuzluğa teslim olmayan, düşünen, üreten ve dönüşümü önce kendisinden, sonra çevresinden başlatan insanlara büyük saygı duyuyorum. Dünyayı değiştirme iradesi, belki de tam burada, insanın kendi etki alanında yapabileceği şeylerden vazgeçmemesinde saklı. Pınar ve Ramazan Gülten çifti de bu insanlardan ikisi. İBB soruşturması kapsamında tutuklanan Ramazan Gülten’in, dünyaya gelecek olan kızı Maya’yı karşılayabilmek için talep ettiği doğum izninin reddi Müjde Kuşu’nun doğumuna vesile olmuştu. Cezaevinde özlemini, sabrını ve cesaretini kelimelere döken Gülten’in kaleme aldığı Müjde Kuşu ve Müjde Kuşu İlk Buluşma, insanın direnme gücüne tanıklık eden kitaplar. “Bir müjdeyi taşımak için büyük kanatlar değil, güçlü bir yürek” gerektiğini söyleyen Müjde Kuşu, Kapalı Kapılar Ülkesi’nden yükselen hakikatin sesi. Aynı zamanda kapıların sonsuza dek kapalı kalmayacağının, umudun en dar alanlarda bile kendine bir yol bulabileceğinin işareti. İyiliğin bir yolunu bulup kazandığına inanan, direncini sevgiden alan kitapların baskısı Kırmızı Kedi Yayınları’na, çizimleri Maya’nın güçlü annesi Pınar Çalışkan Gülten’e ait.

***

Özgürlüğü düşleyip hakkını ararken iyiliği savunmaktan vazgeçmeyen insanlar hayranlık uyandırıyor. Hak temelli mesleki çalışmalara imza atan gazeteci-yazar Nuray Kaya’nın, Amorf Kitap etiketiyle yayımlanan Tatil Yoksa Balık Kraker de Yok adlı kitabı da böylesi bir çabanın başka bir örneği. Kitap, Çocuk Hakları ve Afet Mücadele Derneğine destek olmayı amaçlıyor. Adalet ön lisans programından yüksek onur derecesiyle mezun olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde yürütülen çalışmalarda görev alan Kaya, masalında bir ormanın kaderini değiştirebilecek ihtimalleri bir karıncanın hayaline yerleştiriyor. Birlik duygusu, ekip ruhu, emek, sorumluluk ve görev kavramlarını işleyen eser, fabl geleneğinden besleniyor. Masaldaki ormanın kaderini tıpkı bir toplumun geleceği gibi, gücün nasıl kullanıldığı belirliyor.Kraliçe Kıtırşahlar ve Kral Kükrek Aslanlar despotluktan vazgeçip liderliğin sorumluluğunu üstlenene kadar hak mücadelesi verenlerin sözlü ve yazılı direnişi sürecek. Çünkü güce dayalı, itaat bekleyen iktidar ile sorumluluk üstlenen, ortak yaşamın imkanlarını gözeten liderlik arasında büyük bir fark var.

***

Domingo Yayınları’nın geçen yıl yayımladığı Höt ile Zöt: İki Mağara Adamının Hikâyesi de insan doğasının belki en zavallı, bir o kadar da gülünç yönlerinden birine; sahip olma arzusuna işaret ediyor. Gelişimin, icatların ve üretimin sağladığı kazanımlar toplumun ortak yararını aşarak bireysel mülkiyet ve sahiplenme hırsına dönüşürse ne olur? Anlatım dili ve çizgileri bakımından sade, bir o kadar da esprili olan kitabın işaret ettiği mesele ise son derece ciddi. İnşa ettikleri kulelerin altında kalan, başkalarının emeğinden çalıp çırparak biriktirdikleri hazinelerin içinde boğulan nice insanın hikâyesiyle dolu değil mi tarih sahnesi? Gücü yalnızca kendi çıkarı için kullanmak ve sahip olduklarını artırırken ortak yaşamın imkânlarını tüketmek… İnsanlığın kadim zaafı, farklı biçimlerde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Doyumsuzluk ve yıkıcı rekabet yaşamın kendisiyle bağdaşmayan bir kavram. Sahip olma arzusu ölçüsünü yitirdiğinde, insanın biriktirdikleri onu korumak yerine kuşatmaya başlıyor. Nihayetinde geriye tükeniş kalıyor.

***

Görünmeyen yaralar, ancak onları görmeye ve anlamaya cesaret ettiğimizde iyileşme ihtimali kazanıyor. Hafızayı diri tutmak, haksızlığa itiraz etmek, emeğe saygı duymak, çocukların sessizliğini duymak ve ortak yaşamı korumak birbirinden ayrı çabalar değil. Hepsi, insanın kendisinden başkasına doğru genişleyen sorumluluk duygusuyla ilgili. Varlığını ve sahip olduklarını toplumun ortak yararına dönüştüren, bunu iyilikle ve incelikle yapan insanlar için, Çocuk, Köstebek, Tilki ve At adlı, yaşsız ve zamansız kitaptan umut dolu bir cümleyle yazımı noktalamak istiyorum: “Bazen yalnızca nefretten söz edilir ama bu dünyada hayal edemeyeceğin kadar çok sevgi var.” Sevgi, bunca kırılganlığın içinde dik durabilmenin, insan kalabilmenin yollarından sadece biri.

Sevgiyle kalın…



Source link

Görünmeyen yaralar
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

ANW ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.