Şimdi yeniden kurmanın tam zamanı

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala


TASFİYE SÜRECİ

Aradan geçen 103 yılda Cumhuriyet’in ilerici kazanımları, emperyalist müdahaleler ve işbirlikçi sağ iktidarlar eliyle parça parça tasfiye edildi. Demokrat Parti döneminde NATO’ya üyelikle birlikte Türkiye, ABD emperyalizminin bölgesel politikalarına bağlandı. Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından Komünizmle Mücadele Derneklerinin kurulmasına, emek hareketinin geriletilmesinden solun etkisizleştirilmesine uzanan süreçte ülkenin siyasal yapısı aşındırıldı. Darbelere uzanan yolun taşları döşendi. 12 Eylül’le birlikte emeği, sermayenin çarklarına kurban eden neoliberal dönüşümün önü açılırken toplumsal yaşam da gerici, sağcı ve siyasal İslamcı bir anlayış doğrultusunda yeniden biçimlendi. Fethullahçılardan Süleymancılara, İsmailağa’dan Menzil’e uzanan tarikat ve cemaat yapılanmaları büyütüldü, güçlendirildi. Laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet’in ilerici değerleri sistematik biçimde budandı.

Bugünün BirGün’ü

REJİMİN TAHAKKÜMÜ

Cumhuriyet’in kazanımlarına en kapsamlı darbelerden biri de son çeyrek yüzyılda vuruldu. AKP iktidarı döneminde kamusal varlıklar özelleştirildi, Cumhuriyet’in ilerici birikimi hedef alındı. Tek adam rejimiyle güçler ayrılığı fiilen ortadan kaldırılırken Meclis etkisizleştirildi, yargı bağımsızlığı ağır yara aldı. Toplumsal rıza üretemeyen ve sandıktan umudunu kesen iktidar, muhalefeti yargı sopasıyla bastırmaya yöneldi. Muhalif belediye başkanları cezaevlerine gönderildi, toplumsal muhalefet tehdit ve baskıyla sindirilmeye çalışıldı. Televizyonlar kapatıldı; gazeteciler, sanatçılar, komedyenler ve öğrenciler tutuklandı. Cumhuriyet’in yurttaşlık, özgürlük ve hukuk devleti ilkeleri ağır bir kuşatma altına alındı.

TAM GAZ ÇÜRÜME

Dış politikada da ülkenin bağımsızlığı ve halkın çıkarları yerine rejimin hesapları öne çıktı. İktidar, Trump yönetimi ve ABD’nin bölgesel planları üzerinden ülkeyi emperyalist çıkarların taşeronu haline getirdi. Emperyalistler “Hayırsever monarşi” söylemleriyle Türkiye’ye bir rol model biçti. Milyonlar yoksullukla boğuşurken milyarlarca liralık fon skandalı, iktidar elitlerinin nasıl zenginleştiğini ortaya koydu. Uyuşturucu baronlarından mafya yapılanmalarına, yeni nesil çetelerden karanlık ilişki ağlarına uzanan çürüme toplumsal yaşamı kuşattı. Tarikat ve cemaatler kamusal alanda giderek güçlenirken her doğal afet birer felakete dönüştü.

YENİDEN İNŞA

Ancak bütün bu kuşatmaya rağmen Cumhuriyet fikrini milyonların hafızasından silip atamayı başaramadılar. Sermayeye, ranta ve yağmaya karşı çıkanlar sokakları terk etmedi. Hukuksuzluğa karşı sesini yükselten yurttaşlar baskı ve tehditlere boyun eğmedi. Kadınlar, gençler, işçiler ve emekliler; emek, özgürlük, eşitlik, irade, doğa ve yaşam hakkı için mücadeleyi sürdürdü. Gezi’den Saraçhane’ye uzanan toplumsal itiraz, bütün baskılara rağmen farklı biçimlerde kendine yeni yollar açtı. Cumhuriyet düşüncesi, iktidarın bütün müdahalelerine karşın toplumsal hafızada yaşamaya devam etti.

Bugün Cumhuriyet’in 103. yılında ihtiyaç duyulan şey şüphesiz onu yeniden ayağa kaldıracak bir iradedir. Laikliğin, kamuculuğun, eşitliğin ve halk egemenliğinin yeniden hayat bulduğu bir Cumhuriyet için mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Sırbistan’da, Brezilya’da mücadele edenler kazandı. Ülkede de baskıya, gerici kuşatmaya, ranta, yağmaya, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve çürümeye karşı Cumhuriyet’i yeniden inşa etmek gerekiyor.

∗∗∗

“ESKİYE DÖNEREK KURTARAMAYIZ”

Prof. Dr. Cangül ÖRNEK

Türkiye’nin son 25 yıldır hız kazanan rejim değişikliğinin en berrak derslerinden biri, anti-Cumhuriyetçiliğin tanımlayıcı özelliklerinden birinin halk karşıtlığı olduğudur. 2000’lerin ilk on yılı, sol içinde 1923 Cumhuriyeti’ne yaklaşım konusunda ciddi bir siyasi ayrılık yaşandı. Bu ayrılıkta her şeye rağmen Cumhuriyet’in ileri karakterinin savunulması gerektiğini söyleyenler, atılan ilerici adımların Türkiye’deki emek mücadelesi için de önemli bir zemin teşkil ettiğini vurguluyorlardı. Sol içindeki liberal kesimler ise, Cumhuriyet’in Türkiye’ye tepeden inmecilik, elitizm ve milliyetçilik dışında herhangi bir pozitif miras bırakmadığı iddiasındaydılar. Bu ayrışmayı neticeye ulaştıran ise, AKP’nin İslamcılıkla tahkim edilen şahsi iktidar düzeninin yarattığı yıkımın sonuçlarını yaşamamız oldu.

Türkiye’de emeğiyle geçinen büyük çoğunluk, anti-Cumhuriyetçi siyasetin yarattığı yeni rejimin neye benzediğini maalesef yaşayarak öğrendi. Bu öğrendikleri arasında bugünkü adı konulmamış yarı-monarşizm altında işçi hayatının -çocuk işçiler de dahil olmak üzere- hiçbir kıymetinin olmadığı, doğanın talanında sınır tanınmadığı, müteahhit sermayesindeki muazzam büyümenin halkı konut sorununa mahkum ettiği, emekli yurttaşın sadece bütçede bir yük olarak görüldüğü, hayatın her alanında adaletsizliğin kural haline geldiği, yoksulluk ile yolsuzluğun atbaşı koştuğu yer aldı.

Bu yeni rejimin yarattığı ilk büyük siyasal krizde Türkiye toplumu, şahsi iktidarın gölgesi altında devlet kurumlarının tarikatlarla bütünleşmesinin yol açtığı vahim sonuçları yaşadı. Türkiye, devlet-parti bütünleşmesinin yarattığı sorunları tartışırken tarikatların da bu yeni devlet yönetimiyle bütünleşmesinin ateşlediği iktidar mücadelesi, ülkeyi kanlı bir darbe girişimine ve olağanüstü hale götürdü. Bugün ise rejimin yaşadığı başka bir büyük krizle; devlet-parti bütünleşmesinin bu kez de fon piyasasında somutlanan, kaynağı büyük oranda belirsiz fiktif bir sermaye ile içiçe geçmesinin yarattığı büyük soygunu yaşıyoruz. Türkiye’nin zaten derin olan sorunları bu gelişmeler neticesinde topyekun bir tıkanma ve çözülme görüntüsü vermeye başladı.

Türkiye’nin son 25 yıldır karşı karşıya bırakıldığı büyük krizlerin, Cumhuriyet’in 100 yıllık birikiminin yerle bir edilmesinden bağımsız olduğunu iddia eden olmayacaktır. Her şeyden önce, kurulan şahsi iktidar modelinin halk egemenliği anlayışıyla taban tabana zıt olduğu sadece kuramsal bir doğru olmaktan çıktı, bizzat deneyimlediğimiz bir hakikate dönüştü. Sonuç olarak şahsi iktidar güçlendikçe en büyük saldırılardan biri yurttaşın seçme ve seçilme hakkına yöneldi; seçim sonuçları, hukuk araç yapılarak ortadan kaldırılmaya başlandı.

Buradan çıkışın 1923’e geri dönmeyi savunarak ya da Cumhuriyet tarihi boyunca içeride sol ve emek düşmanı, dışarıda ise mutlak Batıcı ve ABD yanlısı politik tercihleri yeniden diriltilerek örgütlenemeyeceği konusunda da kuşkumuz olmamalı.

Bugünkü tablonun vahameti, Cumhuriyet’in yeniden kazanılmasının siyasal elitlerin seçimler yoluyla başarabileceği bir şey olmaktan çıktığını, doğrudan halkın örgütlemesi gereken bir mücadeleye dönüştüğünü de gösteriyor. Türkiye’de kurumsal ana muhalefetin sınıfları ve ideolojileri kesen ortak mücadele vurgusunun bizi güçlendirmek yerine zayıflattığını görmek de önemli.

Bu mücadele örgütlenirken farklı kesimleri ve kimlikleri kesen bir ortak noktadan yola çıkmamız; yaşamını emeğiyle kazanan insanlar olarak birlikteliğimizi eşitlik, özgürlük ve adalet talebi ekseninde örgütlememiz gerekiyor. Bu mücadele esnasında Cumhuriyet tarihinde güç alabileceğimiz kazanımlar var: Halk egemenliği fikri, laiklik ve bağımsızlık konusundaki tarihsel birikim. Bu birikim, üzerine basıp yükselebileceğimiz tarihsel zemini oluşturuyor.

Cangül ÖRNEK

∗∗∗

“BAZEN BİR SANDAL, BİR RÜZGÂR DA YETER…”

SOL Parti Sözcüsü Önder İŞLEYEN

103. yılında Cumhuriyet’in kuruluşunu hatırlarken, belki de en önce eski Cumhuriyet’in laik ve bağımsızlıkçı ilerici özellikleriyle birlikte, ortadan kaldırıldığı gerçeğinin farkında olmak gerekir. Amerika’nın yeni sömürgecilik politikaları doğrultusunda başlayan bu süreç, ona karşı yükselen devrimci isyanın darbelerle ve katliamlarla bastırılmasıyla ilerleyerek, Büyük Ortadoğu bataklığından geçe geçe bugünlere geldi. Artık dönülecek bir yer kalmadı, Cumhuriyet’i savunmak onu yeniden kuracak, bugünkü rejimi ve düzeni köklü değişikliklere uğratacak mücadelelere atılmadan başarılamaz.

İktidarın büyük bir parçalanma ve dağılma sürecinde olduğu saklanamıyor. Fon vurgununun yarattığı kriz bile bunu tek başına göstermeye yetiyor. Baskı ve zorbalık dozu arttırılarak, ülkenin geleceği Trump’a rehin bırakılarak gidilecek yolun da sonuna geliniyor.

Toplumda her geçen gün büyüyen tepkiler, arayışlar ve son gazeteci eyleminde de kendini gösteren direnme ve birleşme eğilimleri de bu rejimin yenilmeye mahkûm olduğunun göstergesi. Eğer bütün bunlara karşın bir değişim kapısını aralayacak güçlü bir umut yoksa bunun nedeni muhalefetin örgütlenmesinde aranmalı. Toplumun çok büyük çoğunluğu için çeyrek yüzyılın ardından bu rejim namına yok edilen haklarından, büyük yıkım ve tahribatlardan, ölçüsüz bir kötülükten başka bir şey kalmadı. Düzen muhalefeti ise bütün bunların değiştirilmesine ilişkin bir politik öncülükten uzak, hatta sanki hiçbir şeyin değiştirilmesinin mümkün olmadığını kanıksamış bir teslimiyet içinde, kendi (dar) sınırları içine hapsolmuş durumda.

Farklı coğrafyalarda sokakları bir bir kuşatan yükselen gençliğin isyanları da, emekçi halkların direnişleri; Türkiye’de aşılan barikatların dolup taşan meydanların söylediği de radikal bir gelecek ve dönüşüm çağrısından başka bir şey değil. Bu mücadele düzen muhalefetinin sınırlarının ötesinde toplumsal talepler etrafında birleşerek başarılabileceğini gösteriyor.

Macron’un sonunu ilan eden gençlerin, eğitimden tüm sosyal haklarına ve yeni bir geleceğe uzanan radikal değişim arayışları muhalefetin nerede kurulacağını da işaret ediyor. Brezilya’da ilk turun ardından faşist cehennemin kapılarının bir kez daha açılmasını engellemek üzere harekete geçen, toplumsal hareketlerin, inisiyatiflerin kapı kapı dolaşarak, paramiliter çetelere karşı durarak, engelleri aşarak yaptıkları, nasıl başarılacağına dair yol gösteriyor.

Bu da seçimin dahi seçim olmadığı bir düzende atılan oyun değil, onu geçerli kılabilecek toplumsal bir gücün gerçekten değiştirebildiğini ve onun önünde kimsenin durmadığını kanıtlıyor. Bütün bu olup bitenler de sola bir çağrı olarak yankılanıyor.

Değişmez ilan edilen her şeyin değişmeye yüz tuttuğu böyle bir zamanda şimdi kazanma sırası bizde! Emperyalistlerin büyük bir kuşatma içinde yutmaya yeltendiği bir dönemde teslimiyetler ve ihanet ateşleri içinde Anadolu halkının bağımsızlık için birleşerek kazandığı Cumhuriyet’in bugüne çağrısı da bu…  Günü gelir zamanı gelir değiştirmek için bir sandal, bir rüzgâr da yeter…

Önder İŞLEYEN

∗∗∗

“BİZ DE YAPABİLİR MİYİZ?”

Prof. Dr. Murat SOMER

Yurttaşların “bizde de olur mu?” sorusu yerine “biz de yapabilir miyiz?” diye sorduğu bir cumhuriyet fikri önemli. Çünkü cumhuriyet fikrinin temelinde yurttaşların kul veya müşteri değil fail olduğu bir rejim ve toplum kurmak vardır. Yurttaşların hem özgür hem de sorumlu oldukları bir rejim. Bizim cumhuriyetimizin temelinde de bu ülkü vardır. Sadece siyasal rejimimizi değil değerlerimizi, etik anlayışımızı da bu yönde değiştirmek vardır. Cumhuriyeti kuranlar eğitime bu yüzden bu kadar önem vermişlerdir.

Bir siyaset bilimci olarak “bizde de olur mu?” sorusuyla sık sık karşılaşıyorum. Bir daha seçimler olur mu?.. Bir şeyler değişir mi? Gelecekten endişe duymadığımız günleri görür müyüz? En son Sırbistan seçimlerinde Öğrenci Hareketi 14 yıllık otoriter iktidarı devirince de aynı şey oldu. “Bizde de benzer bir değişim olabilir mi?” sorusuyla karşılaştım. Oysa bunlar edilgen sorular… “Önümüzdeki 10 sene içinde deprem olur mu?” sorusu anlamlı bir sorudur çünkü olup olmayacağını belirleme gücüne sahip değiliz, sadece tahmin edebiliriz. “Galatasaray mı kazanır Fenerbahçe mi?” sorusu da anlamlıdır çünkü sahada değiliz, tribündeyiz, sadece öngörüde bulunabiliriz, veya tezahürat yapabiliriz. Ama “Sırbistan’da Öğrenci Hareketi veya Macaristan’da Magyar gibi bir değişim bizde olur mu?” sorusu anlamlı değil. Çünkü yanıtı bize yani yurttaşlara bağlı. Sahadayız veya olmalıyız. Bizim elimizde. Onun yerine  “biz de aynısını yapabilir miyiz ve nasıl yapabiliriz?” sorusunu sormak gerekiyor. Yani eğer bir cumhuriyetsek, bir cumhur olmak istiyorsak.

Böyle düşünebilirsek istediğim cumhuriyet devletini de en iyi, haftasonu Sırbistan’da seçimlerde büyük zafer kazanan Öğrenci Hareketi listesinden milletvekili olan ünlü basketbolcu Bodiroga ifade etmiş: “devleti halka geri vermek.” Devlet sonuçta soyut bir aygıttır, özel çıkarlara alet olmasını tamamen engelleyemezsiniz. Ama bir cumhuriyette devlet özünde vatandaşlar yani halk yararına işleyen bir aygıt olmalıdır. Mutlakiyetten cumhuriyete geçmek de buydu zaten, bir hanedana değil halka ait bir devlet kurmak anlamına geliyordu. Yanlış yaptığında hesap vermesini sağlama yolları vardır. En azından yeni yöneticiler seçebiliriz. Milli irade dediğimiz güç de budur zaten.

Bugün maalesef tamamen özel çıkarlara teslim olmuş bir devletimiz var. Özel çıkarlar deyince kişiler, sırtını iktidara dayamış siyasal, bürokratik ve ekonomik elitler, tarikatlar, ideolojik gruplar, aileler, akraba ve hemşehri ağları, yabancı devletler ve çıkar grupları, hepsini sayabilirsiniz.

Düşünün tarihimizin en büyük siyasal soygunu ortaya çıktı, birkaç yüz kişi 85 milyonun geleceğinden trilyonlar çalmış ve yakalanmış. Devlet ise onları cezalandırıp kamu zararını tazmin etmek yerine seçilmiş yöneticileri, gazetecileri ve öğrencileri hapsediyor, bir yandan da para toplamak için halka ait köprüleri özelleştiriyor, kamu arazilerini lüks rezidanslar ve maden işletmelerine teslim ediyor. Ve onları denetlemiyor. İşçiler hayatını kaybedince de onların yakınlarını değil denetlenmeyenleri ve denetlemeyenleri koruyor.

Oysa ne güzel bir sloganımız var. “Kimsesizlerin kimsesi cumhuriyeti”. Bugün bu ülküden cumhuriyet boyunca hiç olmadığı kadar uzağız ve uzaklaşıyoruz. Yönümüzü değiştirecek siyaseti yaratmak da ancak kendimizi sorumlu ve fail görebildikçe mümkün olacak.

Murat SOMER

∗∗∗

MÜCADELEMİZ KARARLILIKLA SÜRECEK

Cumhuriyet’in 103. Yılı için siyasi partiler, sendikalar ve odalardan açıklamalar yapıldı. Öne çıkan değerlendirmeler şöyle:

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden, Cumhuriyetimizin değer ve kazanımlarından asla taviz vermeyeceğiz. Otoriter bir iktidarın zedelediği Cumhuriyet değerlerini koruyacağız; milletimizi adaletsizlikten, baskıdan ve yoksulluktan kurtaracak YENİ bir düzeni hep birlikte kuracağız.”

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda demokrasi, adalet ve milli irade vurgusu yaptı. Cumhuriyet’in değerlerinin sahibinin yurttaşlar olduğunu belirten İmamoğlu, halkı 29 Ekim kutlamaları için meydanlara davet etti. İmamoğlu, “103 yıldır bütün bu değerlerin koruyucusu da sahibi de saray değil 87 milyon yurttaştır” dedi.

TKP: “Yaşadığımız hayat, holdinglerin bayramlarda yayımladığı yaldızlı reklam filmlerine benzemiyor. Bu reklamlarda bir grup para babası ve vurguncu; halkımızın acıları üzerine inşa ettikleri dünyaları göze batmasın diye büyük fedakârlıklarla kurulan Cumhuriyet’e arkası boş övgüler yağdırıyor. Gerçek şu ki onlar Cumhuriyet’i çaldılar.”

TKH: “Geriye tek bir yol kalıyor. Laikliği, tam bağımsızlığı ve kamucu ekonomiyi esas alan yeni bir Cumhuriyet kurmak. Bu mücadelenin öncü gücü ise emekçi ve ilerici halkımız olacaktır.”

EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan: “103 yıl önce şehirde, köyde ve cephede bir araya gelerek işgalcileri püskürten topraksız köylüler, yoksul işçiler, kadınlar, genç emekçi çocukları bugün işçi ve emekçilerin demokratik, laik cumhuriyetini kuracak toplumsal güçlerdir. Emperyalizme, faşizme, sömürüye karşı ekmek, barış, özgürlük için birleşik mücadeleden başka alternatif bir yol bulunmamaktadır.”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: “Cumhuriyet kendi kaderimize dair söz ve karar sahibi olmamızın yollarının açılmasıdır. Demokrasi ve Cumhuriyet işçi sınıfının kırmızı çizgisidir!”

Birleşil Metal İş Sendikası: “Cumhuriyete ait laiklik, eşitlik ve özgürlük değerlerini savunmaya; bu değerleri emek, demokrasi ve barış mücadelesiyle büyütmeye kararlıyız. Emekçilerin ülke yönetimine katıldığı, emeğin hak ettiği değeri gördüğü, hukukun herkese eşit uygulandığı bir Cumhuriyet için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

MMO: “Bugün ülkemiz saltanat, hilafet, şeriat özlemleri, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine yönelik karalama kampanyaları, planlı kalkınma ve kamu yararının tasfiyesi, sanayisizleşme, büyük rant talanı, kuralsızlaşma, işşizlik, yolsuzluk ve yozlaşma ile yüz yüzedir. Türkiye için mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.

TTB: “Cumhuriyet, saltanata karşı tarihsel kazanımlarından biridir. Ne var ki bugün; toplumun sesinin topyekun kısılmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.”



Source link

Şimdi yeniden kurmanın tam zamanı
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

ANW ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.