
SEVGİSİZLİK VE İLETİŞİMSİZLİK
Neden beyazperdede birbirini seven ve dayanışma içinde yaşayan ailelerin sahici hikâyeleriyle daha az karşılaşıyoruz? Aile ilişkileri çoğunlukla sevgisizlik, şiddet ve iletişimsizlik üzerinden kuruluyor. Oysa sevgi ve anlayış, çatışmasız bir hayat anlamına gelmiyor. Aile içindeki baskının anlatılması önemli ancak sorunların toplumsal nedenleri göz ardı edildiğinde yapısal meseleler kişisel mutsuzluklara indirgeniyor.
VARLIK
Muzaffer Mehmet Çağlar’ın Varlık filmi, ölüm döşeğindeki bir babanın çevresinde yaşanan miras kavgasını anlatıyor. Baba, aile üyeleri için sevgi ve saygı duyulan bir figürden çok, geride bırakacağı servetle önem kazanıyor. Gelinlerin damatlarla işbirliği yapması, yalanlar ve kavgalar aile ilişkilerinin çıkar hesaplarına indirgendiğini gösteriyor. Hikâye babanın ölümüyle sona ererken çatışmalara çözüm sunulmuyor.
CANAVAR
Tunç Şahin’in Canavar filminde de miras nedeniyle bozulan aile ilişkileri ve geçmişten gelen hesaplaşmalar öne çıkıyor. Çocuğa yönelik taciz ve istismar gibi zor bir konuyu başarıyla ele alan yönetmen, sinemanın görsel olanaklarından ise yeterince yararlanmıyor. Diyalog ağırlıklı yapım, kayda alınmış bir tiyatro oyununu andırıyor. Buna karşılık finalde karakterlerin geçmişleriyle yüzleşmesi ve iyileşme ihtimali seyirciye umut veriyor.

KARANLIKTA ISLIK ÇALANLAR
Pınar Yorgancıoğlu’nun Karanlıkta Islık Çalanlar filmi, aynı evde birbirinden uzak yaşayan bir aileyi anlatıyor. Toprak çevresine yalan söylerken annesi Suzan sınıf atlama arzusuyla dolandırılıyor. Emekli Melih ise yıllarını verdiği müzeye yabancılaşıyor ve ölen ablasının evinin satılmasına karşı çıkamıyor. Film, aile içindeki iletişimsizliği ve karakterlerin çıkışsızlığını görünür kılıyor.
MODA EVLİLİK
Miraç Atabey’in Moda Evlilik filminde genç bir çiftin iletişimsizliği anlatılıyor. Mert ve Ege, birbirlerini dinlemekten ve sorunlarını konuşarak çözmekten uzak. Eğlenceli sahnelerine karşın yapım, durağan ve diyalog ağırlıklı anlatımıyla bir sinema filminden çok YouTube videosunu andırıyor. Sinemasal bir dil kurulamıyorsa bu hikâyeyi beyaz perdede izlemenin anlamı ne?
BEKLENTİ
Ali Özel’in Beklenti filminde, bir köyde kadın doktorun öldürülmesiyle başlayan soruşturma çevresinde psikolojik ve fiziksel şiddet öne çıkıyor. Çoban eşine bağırırken babası gelinini darbediyor. Köyün önde gelen ailelerinden birinin üyesi de çobanın babasına şiddet uyguluyor. Sorunların konuşularak çözülmediği bir toplumsal yapı karşımıza çıkıyor.
GÜNYÜZÜ
Banu Sıvacı’nın Günyüzü filminde, kız kardeşinin ölümünü araştırmak için köyüne dönen Suna’nın mücadelesi yan hikâyeler arasında kayboluyor. Fidan’ın yaşadıkları, aile içi çatışmalar ve sonuçlanmayan başka olaylar ana hikâyeyi geri plana itiyor. Güçlü bir kadın karakter üzerine kurulabilecek anlatı, dağınık yapısı nedeniyle etkisini yitiriyor.
BİR ARADA YALNIZ
Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filminde ağır hasta oğulları İzzet’i iyileştirmeye çalışan Reyhan ve Abdi, aynı evde yaşamalarına rağmen duygusal olarak birbirlerinden uzak. Aile üyeleri yalnızlıklarını sosyal medyada gidermeye çalışıyor. Bilimsel temeli olmayan yöntemlerde bile çare aranırken sağlık sisteminin yetersizliği ortaya çıkıyor. Ancak eczanede bulunamayan ilacın başka biri aracılığıyla temin edilmesi, sosyal devletin sorumluluğunu sorgulayabilecek güçlü bir meseleyi kişisel çözüme indirgiyor.
ÖLÜ KÖPEKLER ISIRMAZ
Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filmi, yasa dışı atık ticareti üzerinden suçun ve şiddetin sıradanlaştığı bir dünya sunuyor. Çocuklar kurtuluşu suç işleyerek güç kazanmakta ararken buna direnen bir karaktere yer verilmiyor. İsmet’in katile dönüşmesi, Dogo’nun ölümü ve diğer karakterlerin akıbetleri yeterince açıklanmadığı için anlatının bütünlüğü de zayıflıyor.
PATATES KIZARTMASI
Sinan Biçici’nin Patates Kızartması filmi, set emekçilerinin sorunlarına odaklanması bakımından değerli. Ancak büyük ölçüde bir karavanda geçen yapım, patates kızartması üzerine uzayan konuşmalarla monotonlaşıyor. Emeğin görünmezliği ve çalışma koşullarının zorluğu geri planda kalırken bunların nasıl değiştirilebileceğine ilişkin bir söz de üretilmiyor.
MUTTER: BİR ANNENİN HATIRA DEFTERİ
Alphan Eşeli’nin Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmi, Karadeniz’de insan dışı görünüme sahip bir bebek dünyaya getiren Gül’ün hikâyesini anlatıyor. Aile ve toplumsal ilişkilerin çözüldüğü tekinsiz bir dünyada geçen yapım, Hanna Bergholm’un Nightborn filmiyle büyük benzerlikler taşıyor. Bazı bölümler aynı hikâyenin Karadeniz’e uyarlanmış hâlini andırarak filmin özgünlüğünü tartışmaya açıyor.
BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN
Sinemanın seyirciye çözüm sunma zorunluluğu yok. Ancak bir sorunu çözümsüz bırakmakla onu yeterince geliştirememek aynı şey değil. Canavar örneğinde olduğu gibi travmanın ardından iyileşme ihtimalini göstermek de mümkün.
On filmden hareketle Türk sinemasının tamamına ilişkin kesin bir hüküm verilemez. Ancak seçki, çözümsüzlüğün neden bu kadar sık tekrarlandığını sorgulatıyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek, o dünyayı kusursuz resmetmek değil, değişimin olanaklarını görünür kılmaktır. Türk sinemasının ihtiyacı, acıyı anlatmaktan vazgeçmek değil, acının ötesine bakabilecek cesareti yeniden kazanmaktır.

