Önceki yazımda 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler 31. İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde şirketlerin yeşil yıkama konusundaki becerilerini yazmıştım. Peki yeşil yıkama konusunda becerisi şirketlerden eksik olmayan AKP iktidarının ormansızlaşma karnesi ne durumda?
Sanayi Devrimi’nden sonra insan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan sera gazlarının yüzde 32’si ormansızlaşma ve arazi kullanım değişikliklerinden kaynaklanıyor. Bu nedenle ormansızlaşmanın neden olduğu salımların azaltılması ilk kez 2005’te Montreal’deki COP11 toplantısında gündeme getirildi. 2007 yılında Bali’deki COP13’te de orman bozulması ve ormansızlaşmadan kaynaklanan emisyonların azaltılmasının (REDD) zorunlu olduğu rapor edildi. 2008’de Poznan’daki COP14’te bu sürece ormanların koruyucu rolü, ormanların sürdürülebilir yönetimi ve orman karbon stoklarının korunması ve arttırılması dahil edilerek REDD+ süreci başlatıldı.
2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nda ormansızlaşma ve ormanların tahribatı kaynaklı emisyonların azaltılması, karbon yutak alanı olan ormanların korunması ve sürdürülebilir yönetilmesi konusundaki önlemler öncelikli hedefler arasına alındı. 2021’de Glasgow’daki COP26’da da iklim kriziyle ormanların ilişkisini vurgulayan önemli kararlar doğrultusunda 141 ülkenin imzaladığı Orman ve Arazi Kullanımı Üzerine Glasgow Liderler Bildirisi’nde; 2030’a kadar ormansızlaşma ve orman bozulmasının durdurulması ve bu durumun tersine çevrilmesi taahhüt edilerek, sürdürülebilir arazi kullanımı ile ormanların ve diğer karasal ekosistemlerin korunması, koruma, sürdürülebilir yönetim ve restorasyon konusundaki sorumlulukların devletler tarafından üstlenilmesi vaat edildi.
Türkiye de Glasgow Bildiri’ne imza atarak 2030’a kadar ormansızlaşma ve orman bozulmasının durdurulması ve bu durumun tersine çevrilmesi taahhüdünde bulundu. Fakat iktidar aradan geçen 5 yılda bu konuda bir gayret göstermediği gibi ormansızlaşmayı daha da artıran birçok karar ve uygulamanın aktörü oldu.
Türkiye ekonomisinin büyüme ekseni özellikle 2008 sonrası neredeyse tamamen inşaat ve ranta odaklandı. Korumadan çok kalkınma odaklı sürdürülen ormancılık politikaları nedeniyle ormanlar da bu süreçten oldukça fazla etkilendi. Özellikle 2018’de başlayan ekonomik krizle birlikte ormanlar, ihracat, inşaat, enerji ve turizm sektörlerine kazanç sağlayan bir kaynağa indirgendi. Bu durum ne yazık ki ormanlar ve diğer doğal varlıklar üzerinde büyük tehditler oluşturdu. Ülke doğasının ekonomik büyümeye hizmet edecek şekilde yönetilmesi anlayışı ağırlık kazandı. Bu anlayışa göre oluşturulan hukuksal düzenlemeler ormanlardan hemen hemen her türdeki ormancılık dışı amaçla yararlanmayı kolaylaştırdı. Üstelik bu anlayışa sahip olan iktidar mevcut sorunların doğru tespit edilmesi yerine, hiç sorun yokmuş gibi davranmakta, hatta ormanları çok başarılı bir şekilde yönetiyormuş gibi hareket etmekte. Bu da ormanlarımızdaki yıkımın hızını iyice arttırmakta.
Ülke yüzölçümünün %29,98’ini (23,4 milyon hektar) kaplayan orman ekosistemleri, “mega” altyapı projeleri, enerji santralları ve onların iletim hatları, maden ve taşocakları, turizm vb. kullanımlar nedeniyle adeta yok olmakta. Buna bir de yanlış ağaçlandırma politikaları eklendiğinde, büyük oranda habitat kaybı ve parçalanmaya uğrayan ormanların doğal yapısının bozulduğu bilinmekte. Büyük orman alanları son yıllarda hızla küçük parçalara bölünmekte ve buralarda artan yerleşimler ile insan faaliyetleri nedeniyle yangın riski de artmakta. Oluşan bu parçalanmanın en büyük nedeni; ormanlarda gerçekleştirilen ormancılık amacı dışındaki tahsisler ile 2/B ve EK-16 ile orman dışına çıkarılmış alanların işgalcilerine satılması. Ayrıca yanan alan miktarının 7 kat artması, korunan alanların artık kullanılan alanlara dönüştürülmesi, yaban hayatının av turizmine indirgenmesi, amacı dışında yapılan özel ağaçlandırmalar ve endüstriyel plantasyonlar, aşırı odun üretimi vb. nedenler de ormansızlaşma ve orman bozulmasına hız kazandırmakta. Bu gelişmeler sonucu bir taraftan orman köylülerinin ekonomik durumu daha da kötüleşmekte ve ormanla ilişkilerindeki denge bozulmakta, diğer yandan kırdan kente göçlerin doğurduğu çarpık kentleşme, kent çeperlerindeki ormanların yok oluşunu hızlandırmakta.
Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi AKP iktidarı para için ormanları gözden çıkarmış durumda. Antalya’da iklim değişikliğine karşı nasıl mücadele ettiklerini anlatırken ormansızlaşmayı es geçeceklerini tahmin etmek zor değil. Birçok meslektaşımın aksi yönde gayretine rağmen ormancılık üst bürokrasisi, iktidar ve şirketler ne istiyorsa hiç sorgulamadan yerine getirme gayretinde. Muhalefet partileri iki üç bildik itirazla durumu idare etmeye çalışmakta. Geriye doğası ve ormanları yağmalandığı için kendi çapında itirazlarını çeşitli eylemlerle dile getiren halk ve ekoloji örgütleri kalıyor fakat ne yazık ki onlar da örgütlü değil.


