featured

İllüzyonunuzu yıkacağım!

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala



Derin bir nefes alın. Ardından, dünyanın akciğerlerini korumak için attığı adımlar nedeniyle Brezilya’ya teşekkür edin. İklim krizinin ortasında insanın duymak istediği türden bir cümle bu. Dünyanın bir yerinde işler yoluna giriyor, birileri nihayet doğru yönde adımlar atıyor ve belki de henüz her şey için geç değil. Bunun artık yalnızca bir temenni değil, somut bir karşılığı var. Lula da Silva, 25 Ekim 2026’da yapılan ikinci tur seçimlerinde Flávio Bolsonaro’yu geride bırakarak dördüncü kez Brezilya Devlet Başkanlığına seçildi. Üstelik Amazon’dan gelen veriler de umut verici: Ağustos 2025-Temmuz 2026 döneminde ormansızlaşma bir önceki döneme göre yüzde 41,8 azaldı. Bu, 1988’de başlayan ölçüm serisinin en düşük seviyesi. Ormansızlaşmayla mücadele planının yeniden devreye alınması ve yasa dışı arazi temizliğine karşı denetimlerin sıkılaştırılması bu düşüşte etkili olan politikalar arasında. Kutlamak için yeterince neden var.

DEVASA BİR “FAKAT”

Fakat bu pembe tablonun içinde üzeri örtülmemesi gereken bir gerçek var: Amazon’daki yıkımın en büyük nedenlerinden biri endüstriyel hayvancılık. MapBiomas verilerine göre ormansızlaştırılan alanların yaklaşık yüzde 77’si meraya dönüştürülüyor. Greenpeace’in aktardığı yüzde 79,5 oranı da hayvancılığın bölgedeki ağırlığını ortaya koyuyor. Kaynak ve yöntemler farklı olsa da tablo değişmiyor: Amazon’da açılan arazilerin büyük bölümü sığır yetiştiriciliğine ayrılıyor. Elbette yasa dışı madencilik, kaçak kesim ve arazi gaspı da yıkımın parçaları. Ancak endüstriyel hayvancılığı konuşmak, diğer suçları aklamak değil, yıkımın en büyük ekonomik motorlarından birini adlandırmak demek. Soya üretimi de hem doğrudan arazi dönüşümü hem hayvan yemi talebi üzerinden bu baskıyı artırıyor. Bir ülkeye dünyanın akciğerlerini koruduğu için teşekkür edelim. Ama önce soralım: O ciğerler, kimin tabağını doldurmak için parçalanıyor?

Bu kolektif körlük, sinemanın distopik kehanetlerinden güncel dizilere uzanan geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Taylor Sheridan imzalı Yellowstone, tartışmanın kültürel boyutunu gösteriyor. Devasa bir sığır çiftliğini mülkiyet ve iktidar mücadelesinin merkezine yerleştiren dizi, ranch kültürünü romantize ediyor. Ormanın otlağa dönüşmesini mümkün kılan ekonomik düzen, popüler kültürde böyle bir mitolojiyle besleniyor. Dizi doğrudan hayvancılık eleştirisi yapmıyor; aksine, onu kültürel olarak normalleştiren bir anlatı kuruyor. Sinemanın ve dizilerin bakış açısı yavaş yavaş değişse de felaket, görünmez olmaktan çok görünür olduğu hâlde normalleştiriliyor. İşte tam da bu normalleşme perdesini aralamak için belgesel sinema hayati bir rol üstleniyor: Ormanların kesildiğini, toprağın tahrip edildiğini, canlıların ekonomik girdilere dönüştürüldüğünü biliyoruz. Ancak bu bilgi, gündelik tüketim alışkanlıklarımızı ve onları mümkün kılan ekonomik düzeni sorgulamaya geldiğinde çoğu zaman etkisini yitiriyor. Kip Andersen ve Keegan Kuhn’un Cowspiracy: The Sustainability Secret (2014) belgeseli, hayvansal üretimin çevresel etkilerini ve bu meselenin ana akım çevre hareketinde neden yeterince tartışılmadığını sorguluyor. Belgeselin temel sorusu bugün de yakıcılığını koruyor: İklim krizini konuşurken fosil yakıtları, enerjiyi ve ulaşımı gündemin merkezine koyup hayvansal üretimin arazi, su ve ekosistemler üzerindeki etkisini neden ikincil bir mesele olarak görüyoruz?

BİR DİRENİŞ TANIKLIĞI

Alex Pritz’in The Territory (2022) belgeseli ise bu soruyu Amazon’da somutlaştırıyor. Film, Brezilya Amazonu’nda yaşayan Uru-eu-wau-wau halkının topraklarını yasa dışı işgallere ve ormansızlaşmaya karşı savunma mücadelesini izliyor. Yerli topluluk üyelerinin de kamera kullanarak kendi hikâyelerini kaydetmesi, filmi dışarıdan bir doğa gözleminden çıkarıp doğrudan bir direniş tanıklığına dönüştürüyor. The Territory doğrudan veganlık üzerine bir film değil. Gösterdiği şey, ormanın nasıl işgal edildiği kadar bu yıkıma karşı kimin söz sahibi olduğu. Amazon yalnızca korunması gereken bir yeşil alan değil; insanların yaşadığı, kültürlerin ve hafızaların kök saldığı bir coğrafya. Ormanı korumak, orada yaşayanların haklarını ve kendi geleceklerine karar verme iradelerini de korumak demek. Bu görüntülerin ardındaki küresel ekonomik talebi sorguladığımızda ise Amazon’un kaderinin tabağımızdaki hayvansal üretim sistemiyle ilişkisini görmezden gelemeyiz.

İLLÜZYONU KİM SÜRDÜRÜYOR?

İklim krizine ilişkin kamusal anlatı üzerinde uzlaşılması kolay başlıklara yaslanmaya devam ediyor; ağaç dikmek, geri dönüşüm, plastik kullanımını azaltmak, temiz enerji… Bunlar elbette önemsiz değil. Asıl sorun, bu adımların üretim ve tüketim düzeninin temel çelişkilerinin yerine geçirilmesi. 

Greenpeace de uzun süre hayvansal üretimin iklim krizindeki rolünü çevre hareketinin merkezine taşımadığı gerekçesiyle eleştirildi. Cowspiracy sonrasında bu tartışmaya yanıt vermek zorunda kalan örgütün aslında 2009’da yayımladığı Slaughtering the Amazon raporu, hayvancılık ile ormansızlaşma arasındaki ilişkiyi net biçimde ortaya koyuyordu. Yani sorun, bilginin yokluğu değil; bu bilginin uzun süre ana akım çevre söyleminin periferisinde bırakılmasıydı. Bugün Greenpeace, dünyanın en büyük et şirketlerinden JBS’yi sıfır ormansızlaşma taahhütlerini ihlal etmekle suçluyor. Bir şirket büyük bütçeli sürdürülebilirlik kampanyaları yürütürken tedarik zincirinde ormanın hangi noktada otlağa dönüştüğü görünmez kalabiliyor. 

Tüketiciden küçük fedakârlıklar beklenirken devasa ekonomik çıkarların değişip değişmeyeceği belirsiz bırakılıyor. Çevrecilik böylece kolaylıkla bir imaj yönetimine dönüşüyor. Brezilya’nın Amazon’u koruma yönündeki siyasi iradesini elbette önemseyebiliriz. Fakat umutlanmak, kendi sorumluluğumuzdan sıyrılmanın bir yolu olmamalı. Bir ülkeye dünyanın akciğerlerini koruduğu için teşekkür edelim. Ama önce tabağımıza bakalım. Orman hâlâ yanarken iştahımızın yerinde olması, belki de en büyük illüzyonumuzdur.



Source link

İllüzyonunuzu yıkacağım!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

ANW ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.