
Öğleden sonra arkadaşım İbrahim ile buluşmak için Kadıköy’e geçmiştim; oturup sohbet etmek ve bir şeyler içmek için…
Vapurla Beşiktaş’tan geçtiğim için Boğa Heykeli’ne doğru yürürken sarı-lacivert formalı, eşofmanlı, montlu ve yağmurluklu taraftarların yavaş yavaş Kadıköy’ün içine doğru gelmeye başladıklarını gördüm. Kimi ailesiyle, kimi arkadaş grubuyla, kimi de sevgilisiyle gelmişti…
Çok önemli bir maç vardı: Şampiyonlar Ligi grup aşamasında Liverpool’a karşı oynanacak bir maç. Kolay değil; Premier Lig efsanesi, dünya futboluna damga vurmuş bir takımı ağırlamak…
İçinde bulunduğu durum itibarıyla sıkıntılı bir süreç yaşayan Fenerbahçe, hem bu durumu bertaraf edecek bir çıkış ararken hem de yeni anlaştığı antrenörle neler yapabileceğini merakla beklemekteydi.
Her ne olursa olsun, maç öncesi Kadıköy bir panayır havasındaydı. Hava kötü olmasına rağmen enerjileri yüksek olan taraftar topluluğu, büyük bir sadakat duygusuyla takımını desteklemeye gelmişti. Metrodan, Metrobüs’ten, vapurdan ve otobüsten gelenlerin hepsi çarşıya karışıyordu. Sürekli oturdukları veya buluşabilecekleri mekanlara yürüyüş mesafesinde ulaşmaları çok kolaydı. Neredeyse artık rutin bir ilişkiyle esnaf üzerinde bir bağ kurarak, alışkanlıklarını maç öncesinde de devam ettirip maça giriş saatini bekliyorlardı.
Bu durum bir sosyal iletişimdi; bir nefes alabilecekleri ve hobilerini rahatlıkla yaşayabilecekleri bir konfor alanı içermekteydi. Bu ortam kolay oluşmadı. Tarihsel bir süreç bu konumları belirlerken, stadın konumu da ana çıkış noktası olmaktadır. Hedef stat ve maç olduğu için bu iletişim ve birliktelikler kendiliğinden oluşmakta.
Liverpool’u 3-2 yenmek, üstelik iki kere geriye düşüp geri gelerek öne geçmek çok kolay bir şey değil. 3-4 gün önce Göztepe’ye yenilirken ortaya konulan performans ile bu performans arasındaki fark neydi?
Öncelikle Şampiyonlar Ligi, futbolcular —özellikle de yabancı futbolcular— için kariyer hedefi maçlarıdır. Burada ortaya koyacakları performans çok fazla kişiye ulaşacağından belirleyici olacaktır. Ne antrenörün durumu ne de önceki maçların belirsizliklerinin bu maça etki etmesi kolay olmaz. Bu, futbolcuların motivasyonunu ve performansını artıran temel nedendir.
Galibiyeti belirleyen diğer önemli etkenler: taktiksel olarak ön baskıdan ziyade, ikinci bölgede set oyununda kalıp merkezden ve kenarlardan oluşturacakları hücum organizasyonlarını önleme stratejisiydi. 25 metrelik alanda oyunu sıkıştırıp rakibe alan bırakmamak önemli bir taktiksel avantajdı. Lig maçlarında bunu başaramamışlardı.
Diğer bir husus, İsmail’in ilk defa gerçek bir 6 numara oynamasıydı. Merkezdeki alanı kapatmada ve haddini bilerek oynamadaki disiplini maça ve kendi oyununa büyük katkı yaptı. Özellikle Kante’nin yardımlarıyla rakibin merkezi kolayca geçmesine izin vermediler.
Fenerbahçe’nin her iki merkez santraforu, çıkışlarda topu tutup saklama ve dağıtma yetenekleriyle topun önde kalmasına, dolayısıyla geçiş oyununa çok katkı yaptı. Zaten bu tip maçlarda karşı ataklardaki geçişin başarısı ile yan ve duran topların kıymetini iyi bilmek gerekir; maçı kazandıran temel iki faktör bunlardır.
Maçtaki en değişik tutum, yani bizim alışık olmadığımız durum, hakem Clement Turpin’in maçı yönetme şekliydi. Kararlarında son derece tutarlı, sakin ve maça hâkim olması, beklenen değil de olması gereken kuralları uygulaması çok yadırgandı; bu bizim kendimiz adına yüzleşmemiz gereken önemli bir ayrıntıdır. Umarım seyirci, antrenör, medya ve maçı anlatan arkadaş gerekli dersleri almışlardır.
Bu galibiyet lige yansır mı, o belli değil. İki ligin motivasyonu ve yönetim mekanizması çok farklı.
Ve Emre Belözoğlu…
İsmail Kartal gibi aniden ortaya çıkıp anlaşılması ilginç bir hamle. Nasıl bir karar mekanizması devreye girdi ve ne öne çıktı ki bu hamle geldi? Saha içi ve saha dışı arasında nasıl bir farklılık yaratılacağı düşünüldü; bunu zaman gösterecek.
Fenerbahçe’nin ciddi yapısal sorunları var. Bunları çözmeden bu tip yerel hamleler yapmak, sorunu çözümden ziyade kronikleştirmeye daha meyilli bir hale sokar. Umarım tersi olur…
Her şeye rağmen Şükrü Saraçoğlu ve Kadıköy, taraftarların yaşam alanıdır. Birbiriyle iç içe geçmiş ilişkiler yumağıyla tarihsel derinliğe ve kültürel içeriğe sahiptir. Fenerbahçe için kurumsallaşmış tek değer budur.


