
2007 yılında çocukluğumun en kıymetli parçalarından biri olan Bilim ve Teknik dergisinde yayınlanan yazım ise çocukken hayal dahi edemediğim bir kapıyı aralamıştı benim için. 90’larda en büyük lüksü pazar günleri gazete bayisine gidip tüm harçlığını dergilere yatırmak olan bir çocuk için, bir gün o dergilerin en kalitelisinde yazılarının yayınlanması hiç de hafife alınacak bir şey değildi. Düzenli bir köşem olmasa da sıra dışı bir haber bulduğum zaman yayınlanması hiçbir zaman zor olmamıştı. Bunda tabii ki desteğini esirgemeyen hocalarımın etkisinin büyük olduğunun farkındaydım ama Bilim ve Teknik’te yazıyor olmamın etkilerinin farkında olduğum söylenemez, hem de taa 2019’a kadar.
DEMEK BİRGÜN’DE YAZIYORSUN HA
2018’e geldiğimizde, geride kalan on yıl süresince artık sadece Bilim ve Teknik’te değil BirGün’de ve daha birçok farklı mecralarda bilim haberciliği yapıyordum. Bunu TRT GAP’ta gördüğü ve “büyüyünce ben de bu şehirlerden birinde bir üniversitede hoca olmak istiyorum” diyen küçük Tuğça’nın hayallerine bir adım daha yaklaşması ve ülkenin her yerinde her çocuğun bilime eşit yakınlıkta olmasına küçük de olsa bir katkı sağlaması bakımından mutluluk verici buluyordum. Kimsenin önemsemediğini düşündüğüm küçük heyecanlarımdan biriydi bana göre bilim haberleri yapmak. Sadece Türkiye’den değil Avrupa’dan Asya’ya, yaşadığım yer neresi olursa olsun bilim haberciliğine devam etmek için elimden geleni yapıyordum. Kimi zaman araya akademik çalışmaların yoğunluğu kimi zaman hayatın tatsız cilveleri girmiş olsa da gerek BirGün ailesi ile gerek Bilim ve Teknik ile bağlarım hiç kopmamıştı. 2019’da Güney Kore’den döndüğüm dönemde, BirGün’deki yazılarım oldukça seyrek ve tamamıyla bilim odaklı olduğu için çok fazla dikkat çekmese de, zaman zaman “Demek BirGün’de yazıyorsun ha” cümlesinin peşine gelen o pis sırıtmalar sıklaşmıştı. Bir gün “Madem şu sıralar Türkiye’desin, bilim haberciliğine daha çok vakit ayırabilirsin. Bilim ve Teknik’te daha sık yazmak ister misin?” diyerek beni derginin yazı işleri müdürüne göndermişti bir hocam. Kısa bir görüşme sonrası, bağımsız yazarların her yazı için doldurması gereken temliknameden on tane vermişler, “Yazının başlığı ve tarih kısmını boş bırakarak imzala, senin yazın yayınlandıkça doldurup kullanırız, ikide bir buraya gelmekle uğraşmazsın böylece” demişlerdi. Sıradan bir telif metni, sıradan bir evrak işi. Hayat bu ya, görüşmeden on gün sonra Polonya’dan yardımcı doçent kadrosu için teklif almıştım ve tabii ki yeniden uluslararası bir taşınma telaşı içinde bilim haberi peşine düşmeye fırsatım olmamıştı.
Kasım 2019’da Gebze Teknik Üniversitesi’ne bir konuşma yapmak için gitmiştim. Konuşma sıramı beklerken dinleyicilerin arasında, hemen önümdeki iki gencin konuşmasına kulak misafiri oldum istemsizce. “Çocukken babam bana Bilim ve Teknik’te Tuğça hocanın yazılarından okur, büyüyünce sen de böyle bir bilimkadını olacaksın belki de” derdi. Şimdi Tuğça hocanın bir konuşmasında kanlı canlı bulunabildiğime inanamıyorum” dediğini duydum. Benden bahsediyordu. Birileri bir yerlerde benim yazdığım bilim haberlerinden ilham alıyor, kız çocukları beni kendilerine rol model seçiyorlardı. Hiçbir bahaneye mahal vermeden bir an önce yeniden yazmam gerektiğinin en önemli işaretçisiydi bu!
KARA LİSTEYE ALINMIŞTIM
Aralık ayı geldiğinde ufak bir haber hazırlayıp Bilim ve Teknik ekibine ilettim. Kısa sürede editörden dönüş aldım, haberle birlikte kullanılacak görseli seçtik, her şey tamamdı ama haber yayınlanmadı. Bir kaç hafta sonra yeniden bir e-posta gönderdim, yanıt gelmedi. Bilim haberlerinin yoğun olduğu bir dönemdi ve haberin değeri kaçtı herhalde ve bana dönüş yapmaya fırsatları olmadı diye düşünerek üzerinde durmadım fazla. 2020 Şubat’ında dört bölümlük bir yazı dizisinin ilk kısmını gönderdim. Görece zamandan bağımsız bir içerik olduğu için hâlihazırda planlanmış içeriği sıkıştırmadan katkı sağlayabileceğimi umuyordum. Şubat ayındaki e-postama da cevap gelmeyince Mart 2020’de son bir e-posta yazdım: “Umuyorum ki sadece haber bolluğundan kaynaklanan bir durumdur. Aksi halde problemin ne olduğunu bildirirseniz bundan sonraki yazılar için ben de ona göre bir çözüm arayışına girebilir veya alternatif yayın organlarına yönelebilirim.” diye belirttim. Yakalarından düşmem için cevap vermeleri elzem olmuştu: “Şu anda sadece dergimizin kadrolu iç yazarlarının ve sürekli yazılarını yayınladığımız ve telif sözleşmesi imzaladığımız dış yazarların yazılarına yer verebiliyoruz” şeklinde bir açıklama geldi. Bahsi geçen telif sözleşmesi imzaladıkları dış yazarın ta kendisi olmam detayını hatırlatmadan, barizi daha fazla beyana da zorlamadan, sessizce bıraktım peşlerini.
Gözden kaçırdığım ufak(!) bir detayı sonradan fark ettim; Kasım ayında bir yazım yayınlanmıştı BirGün’de ve bu da kara listeye alınmama yetmişti belli ki. Ne mutlu bana ki Mayıs 2020 itibariyle düzenli olarak BirGün’de yazmaya başlamıştım artık. Tabii ki mükâfatı kadar olmasa da bedeli olan bir şeydi bu. Twitter’da etliye sütlüye karışmadan kurban bayramı mesajı paylaşan meslektaşlardan aldığım “sil şu politik tweetlerini” uyarıları bir süre sonra on yıldan fazla süredir katkı sağladığım etkinliklere girişimin yasaklanmasına evrildi.
Resimden bir Tuğça eksilince çok büyük bir kaybı olmadı kimsenin. Bir Tuğça eksilse ne olur, bir Tolga, bir Gizem ya da bir Sertaç? Bir Deniz eksilse mesela sahnelerden, ne olur? Okyanusta birer damla eksilince kim fark eder? Kaç damla eksilince fark edilir damlaların yokluğu? Önce T24’ün sesi kesildi, sonra Sözcü TV, şimdi Halk TV. Önce Murat Ağırel’i aldılar, yapmadığı bir şeyden ötürü, sonra İsmail Arı’yı, şimdi hedeflerinde Kazım Kızıl var.
Sansür sadece politika, ekonomi, kadın ve LGBT cinayetleri ya da insan haklarında değil, bilimde de var uzunca bir süredir; farkında mısınız? Evrim konusu 2009’dan beri Bilim ve Teknik’te derinlemesine yazılabilen bir konu değil artık; Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarından ve müfredattan da çıkarıldı. İnsanın aklına geliyor: 2003 yılında astronotların Dünya’ya dönüşte atmosfere girerken yanarak can verdikleri Columbia uzay mekiği faciası, tesadüf bu ki Alper Gezeravcı’nın görev dönemine denk gelmiş olsaydı mesela, haberi yapılır mıydı Türk basınında? Kaç yıldır hangi haberler nasıl bir sessizlikle sansürleniyor bilim camiasında? Neler gitti gündemden sessizce, yerine neler geldi, fark ettik mi? Kaç imam, kaç hatip doldurdu mesela kapanan fen liselerinin yerini? Yarın BirGün’e kayyım atadık deseler, kaçımızın sesi çıkacak? Sesimiz nasıl çıkacak? Ne olduğunda çıkacak?