
KOZMİK MERMİLER
Dünya’dan sadece 650 ışıkyılı uzaklıkta bulunarak bize en yakın ve en görkemli gezegenimsi bulutsulardan biri olan Helix Bulutsusu, Güneş benzeri bir yıldızın ömrünün sonuna geldiğinde dış katmanlarını uzaya savurmasıyla oluştu. Sıradan astrofizik modelleri, bu gaz atımının düzenli, pürüzsüz ve homojen bir küresel balon gibi genleştiğini varsaysa da yıldızlara bakmaktan çok, galaksilerin arasındaki ‘boşluğu’ incelemeye çalışan MOTHRA (Modular Optical Telephoto Hyperspectral Robotic Array) adı verilen yeni nesil aşırı hassas teleskop dizisiyle yapılan derin gökyüzü gözlemleri, bu tabloyu yıkma yönünde sağlam adımlar atıyor. MOTHRA sisteminde geleneksel teleskoplardaki gibi tek bir dev ayna veya mercek kullanmıyor. 1140 adet yüksek kaliteli telefoto lensin bir araya gelmesiyle elde edilen görüntüler çeşitli yazılımlarla birleştirilerek yaklaşık 4,8 metrelik yansıtıcı bir teleskop gibi çalışıyor.
İşte tam da bu sistem kullanılarak Helix Bulutsunun o bilinen, parlak merkez halkasının çok ötesinde, uzayın zifiri karanlığına doğru uzanan dış çeperlerde tam 22 adet devasa şok dalgası (bow shock) keşfedildi. Bir sürat teknesinin durgun suda ilerlerken önünde oluşturduğu yelpaze şeklindeki köpüklü dalgayı ya da ses hızını aşan süpersonik bir savaş uçağının havadaki basınca dayalı oluşturduğu konik şok dalgasını hayal edin. Helix Bulutsusu’nun merkezinden muazzam bir hızla fırlatılan yoğun ve devasa madde ile yıldızlararası ortamın seyrek gaz molekülleri arasında, saniyede onlarca kilometre hızla gerçekleşen bir çarpışma da tam olarak bu doğa olayını yaratıyor.
Bu gözlem, evrendeki kütle aktarımının kayıp halkasını yakaladığımız anlamına geliyor. Ölen yıldız, malzemesini yavaşça etrafa üflemek yerine, uzaya adeta devasa gaz mermileri sıkıyor ve bu mermiler çevrelerindeki ortama süpersonik hızlarla daldıkça, önlerinde sürtünmeden dolayı muazzam bir sıcaklık ve ışıma üreten bu parlak yayları oluşturuyor olabilir. Gözlemlerle elde edilen görüntüler, yıldız kalıntılarının galaktik ortama nasıl eklendiğini, parçalandığını ve nihayetinde gökadanın kimyasal yapısını zenginleştirmek üzere nasıl çözündüğünü aşama aşama belgeleyen bir görsel kanıt niteliğinde.
Bu keşfi astronomi dünyası açısından bu kadar heyecan verici kılan ikinci büyük unsur da olayın gerçekleştiği zaman ölçeği. Astronomik süreçler genellikle milyonlarca ya da milyarlarca yıla yayıldığı için, insan ömrü ya da gözlem süreleri bu devasa evrimleri izlemeye yetmez. Ancak Helix Bulutsusu’nun dışındaki bu şok dalgaları için durum farklı gibi görünüyor.
Yıldızın yakınında keskin, geniş ve belirgin birer yay şeklinde beliren bu yapılar, dışarıya doğru ilerledikçe ufalıyor, ufalanıyor ve çözünerek belirsizleşiyor. Gökbilimcilerin, merkezden uzaklaştıkça şok dalgalarının geçirdiği biçimsel değişimlerini inceleyerek bu yoğun gaz topaklarının ömrünü belirlemek için yaptıkları hassas hesaplamalar, bu devasa gaz kütlelerinin oluştuktan sonra tamamen parçalanıp yok olmasının yalnızca 10.000 yıl sürdüğünü gösteriyor. Kozmik ölçekte 10.000 yıl, ancak bir göz kırpma süresine denk geldiği için bu kadar kısa süren geçici bir evreyi bir bulutsuda yakalamak, tıpkı bir su damlasının yere düştüğü andaki sıçramayı fotoğraflayabilmek gibidir. Tabii ki insan ölçeğinde 10.000 yıl çok uzun bir zaman; yani bu gözlemleri bugün değil de 100 yıl sonra yapsaydık da yine benzer bir tabloyla karşılaşacaktık. Ne var ki yıldızın milyarlarca yıllık yaşam yolculuğundaki bu kısacık çözünme evresini yakalamış olmak, kozmik zaman ölçeğinde devasa bir sürecin milisaniyelik bir fotoğrafını çekmeye benzer.
İLK MERHABA İLE GELEN ŞANS ESERİ KEŞİF
İşin daha da ilginci bu tarihi keşif, tamamen bir kaza sonucu gerçekleşmiş olmasında. Araştırma ekibi aslında Helix Bulutsusu’nu incelemek niyetinde değilken; henüz yapım aşamasında olan ve hedeflenen kamera yuvalarının sadece küçük bir kısmı tamamlanmış MOTHRA teleskop dizisini test etmek ve cihaz kalibrasyonu yapmak için gökyüzünün bilinen bir noktasına bakmayı seçmişti. Yeni teleskopla elde edilen ilk görüntüler genellikle bilindik ve göze hitap eden kaynaklardan seçilir ki hem teleskobun performansı, görüntü kalitesi ve kalibrasyon doğruluğu kolayca değerlendirilebilsin hem de teleskobun ilk merhabası ilgi çekici görüntülerle kamuoyu ile paylaşılsın. Şans bu ki, henüz tamamlanmamış bir teleskopla yapılan sıradan bir test, evrenin en gizemli süreçlerinden birinin kapısını aralamış oldu.
Yaklaşık 5 milyar yıl sonra kendi Güneş’imiz de çekirdeğindeki hidrojeni bitirecek, genişleyecek, kızıl bir deve dönüşecek ve en sonunda dış katmanlarını uzaya savurarak arkasında Helix’e benzeyen bir gezegenimsi bulutsu bırakacak. Ancak bu gözlemlerin sonuçlarına bakılırsa Güneş’imizin ölümü pek de sessiz ve dingin bir veda olmayacak gibi. Güneş’imizi oluşturan, içinde Dünya’nın ve bizlerin izlerini taşıyan elementler, süpersonik gaz mermileri halinde uzay boşluğuna fırlatılacak, yüzlerce ışık yılı uzakta parlayan şok dalgaları yaratacak ve belki de binlerce yıl sonra tamamen başka bir sistemin, başka bir gezegenin doğumuna can verecek olabilir. Evrenin geçmişini içinde barındıran ve yıldızların ölümlerine böylesi bulutsularla ev sahipliği yapan kozmik mezarlıklar belki de Model şarkısındaki pembe mezarlıklara benziyordur, kim bilir. Sessiz sedasız kendi içinde usulca öldüğünü düşündüğümüz nice şey de belki görünmez perdeler ardında keskin mermiler savuruyor olabilir etrafa.