Nadasa yatmak

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala


Yüz kırk yıl sonra o delilik ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi. Byung-Chul Han’ın ‘Yorgunluk Toplumu’nda anlattığı performans öznesi, artık kendisine “çalışmalısın” diyen bir efendinin karşısında değil. “Yapmalısın” diyen ses ortadan kalkmadı; yalnızca “yapabilirsin” kılığına girdi. Zorunluluk artık emir vermiyor, insanın kendi isteğiymiş gibi konuşuyor. Böylece kişi hem kendi işinin patronu hem de durmadan çalıştırdığı işçisi oluyor. Üzerindeki baskıyı dışarıdan gelen bir baskı olarak göremediği için daha fazlasını istemeyi özgürlük, yorulmayı ise kendi yetersizliği sanıyor.

Tatil de bu düzenin dışında kalmıyor. Çalışmaya ara verilen bir zaman olmaktan çıkıp insanı yeniden çalışabilir hâle getirecek bir bakım süresine dönüşüyor. Dinlenmenin bile kendini bir işe yarayarak haklı çıkarması gerektiğinde, durmak ferahlatmak yerine huzursuz ediyor.

PAZAR NEVROZU

Bu huzursuzluğun kliniği geçmişe uzanıyor. Ferenczi, daha 1919’da, hafta içi iyi olan bazı hastalarının belirtilerinin pazar ve tatil günlerinde düzenli olarak ortaya çıktığını yazmıştı. Buna “pazar nevrozu” adını vermişti. Serbest zaman onlar için özgürlükten çok bir tehdit hâline geliyordu. Gündelik disiplinin geri çekilmesiyle bastırılmış istekler kıpırdanıyor, hassas vicdan en küçük kaçamağı bile cezalandırıyordu. Çalışma günleri benliği dış disiplinle bir arada tutarken tatil, onu kendi iç mahkemesiyle baş başa bırakıyordu.

Bir asır sonra Hollandalı psikolog Ad Vingerhoets ve arkadaşları aynı kapıyı istatistikle çaldı. “Boş zaman hastalığı” adını verdikleri tabloyu bir pilot araştırmada incelediler. Katılımcıların yaklaşık yüzde üçü, iş günlerinde görülmeyen baş ağrısı, yorgunluk, kas ağrıları, bulantı ve gribal belirtileri özellikle hafta sonlarında ya da tatillerde yaşadığını söylüyordu. Ortak özellikler tanıdıktı: yüksek iş yükü, güçlü sorumluluk duygusu, işten kopmakta ve çalışma hâlinden serbest zamana geçmekte güçlük.

Araştırma bu belirtilerin nedenini kesin olarak göstermiyordu. Ama sanki beden, zihnin vermediği izni semptomla alıyordu. Hastalanmak, suçluluk duymadan durabilmenin son meşru yoluydu. Kimi insanlarsa aynı huzursuzluğu tatili planlarla, etkinliklerle, yapılacaklar listeleriyle doldurarak yatıştırmaya çalışıyor. Çünkü durmak, dinlenmekten çok boşluğa düşmek gibi hissedilebiliyor.

Psikanalist Masud Khan’ın dinlenmeye verdiği ad, benim ihtiyacıma uygun: Nadasa yatmak. Khan, 1977’de yayımladığı yazısında bu hâli tembellikten ayırıyordu: Uyanık bir dinginlik; ne uyku ne çalışma; dilin bile geri çekildiği, kimseye bir şey kanıtlamayan bir ara bölge. Nadas dönemi ne kazandırır? Khan’ın cevabı bir paradokstu: “Hem çok şey, hem hiçbir şey.” Boş görünen o zaman benliğin besinidir; yaratıcı olan ne varsa orada güç toplar. Takıntılı üretkenlikle gerçek yaratıcılığı ayıran çizgi de buradan geçer: Biri boşluktan kaçar, öteki boşlukta beklemeyi bilir.

Nadasa yatmak istiyorum.



Source link

Nadasa yatmak
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

ANW ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.