
“Buna zarafet denilir mi bilmiyorum. Kadın büyük ihtimalle Modalı single mom. Bence herif de buradan yürürsem belki kadının dikkatini çekerim diye düşünmüş olabilir. Böyle bir erkek tipi var. Beyinlerinin son nöronlarına kadar kadın düşürme gayreti içinde oluyorlar. Belki hepimiz biraz öyleyiz ama bazıları bu dereceye çıkabiliyor.”
“Yuh ulan. Amma kötü niyetlisin. Single mom’lığı nereden anladın ayrı konu, kadın ne yapacak? “Çocuğuma gölge oldun gel seni eve atayım” mı diyecek? Amma kirli bir zihnin var ya senin.”
“Sen de bol keseden zarafet unvanı dağıtıyorsun. Belki herif ne yaptığının farkında bile değil. Gerçi o zaman tam çocuğun üstüne gölge düşmesi düşük ihtimal olurdu. Peki farkında. Ama bunu zarafet için yaptığını nereden çıkarıyorsun, belki sadece nezaket için yapıyor.”
“Ne farkı var ki zarafet ve nezaketin?”
“Çok farkı var. Nezaket görgülü olmak demek, yani görgü kurallarını uygulamak. Nazik bir insan öyle olması gerektiği için naziktir. Zarif bir insansa gerektiği için değil, öyle olduğu için zarif. Nezaket toplumsal bir kurala uymak, zarafetin kurallarla ilgisi yok. Zarifsen zarifsin. Bu kadar basit.”
“Gözüne güneş gelen bebeklere gölge yapın diye bir zarafet kuralı mı var?”
“Var tabi. Hemen manipülasyona geçme. İnsanlara hayvanlara doğaya kendi kendine yardımcı olman, dayanışman, onları incitmemeye özen göstermen, bunun için hesaplar yapman zarafettir. Eğer bunu sırf şu cemiyette yer edinmek için, kurallar böyle olduğu için yapıyorsan bunun adı nezakettir. Her zarif insan naziktir ama her nazik insan zarif olamaz. Eğer herif bu davranışı benim ilk tahminim gibi kadına yazmak için yapıyorsa, o zaman sadece çıkarcı adi biridir. Yani ne naziktir, ne zarif, puştun önde gidenidir.”
“Her boku da sen biliyorsun yani. Liseli bilgiç çocuklar gibi zırvalıyorsun. Amma çok noktalı cümlen varmış senin ya. O şöyledir, bu böyledir. Her şeye bir tanım çaktın. Nasıl rahatladın mı şimdi?”
“Her boku bilmiyorum. Sadece zarafetle nezaket arasındaki farkı söyledim. Bu yaşa gelip bunu bilmemen senin hıyarlığın.”
“Sen kaşındın. Dur bir kademe daha ileri gidelim. Var mısın? Sence biz neyiz? Zarif miyiz, nazik miyiz? Yıllardır dostuz, söyle hadi.”
“Herkes zaman zaman hata yapar ama genel olarak bakarsak sen de ben de zarif insanlarız. Kendimden şüphelerim var gerçi ama senin zarafetine eminim.”
“Biz puştun önde gideniyiz. Ne zarifiz, ne de nazikiz. Bunu da sana kanıtlayacağım. Şu anda, burada, Moda Parkı’nda, insanların çoğu denize doğru bakarken senle ben niye ağaçların olduğu tarafa bakıyoruz.”
“Milleti dikizlemek için deme bana. Ağaçlara bakmak daha güzel. İkimiz için de. Karacabey Boğazı’nın ormanlarında yürürken nasıl mutlu olurduk. Fırsatını bulduğumuzda Belgrad Ormanları’na gideriz. Biz ağaç seviyoruz.”
“Söyle bakalım, niye ağaç seviyoruz? Senin basma kalıp cevaplarına vakit ayırmadan ben söyleyeyim. Bak. Şu beynimiz var ya beynimiz. Enerjisinin neredeyse yarısını perspekif algısına harcıyor. Nörolojik bir gerçek bu. Detayları Gemini’a filan sor. Kimileri üçte biri diyor, kimileri yarısı. Beynimizi en çok meşgul eden bu.”
“Ağaçlarda binlerce yaprak var, hepsi farklı açılarda, hepsi güneşi farklı tonda yansıtıyor. Sana bakarsak ormanda yürüyen biri perspektif hesabından kafayı yer.”
“Bingo, ağa düştün. Ormanda yürüyen ve ağaçlara bakan bir kişinin beyni, ona uyumlu bir fraktal geometride hesaplar yapmaya öyle odaklanır ki, iç sıkıntılarını, dertlerini düşünmeye enerjisi kalmaz. Ağaç bizi bu nedenle rahatlatır.”
“Bunun puştlukla, zarafetle ne ilgisi var?”
“Selahattin Demirtaş on yıldır ağaç görmeden dört duvar arasında yaşıyor. Osman Kavala, İmamoğlu, onlarca yüzlerce günahsız insan, hiçbir perspektif algısı olmayan daracık mekanlarda kendilerini tüketerek benlikleriyle mücadele ediyor. Bizse burada bebeğe gölge yapan adamın zarafetini tartışıp kıçımızı büyütüyoruz. Zarafet hiçbir insanı incitmeme gayretiyse o gayret nerede? Bu bankta olmadığı kesin. Hadi neyse… Ağaçlara bakmaya devam.”
“Oha single mom adama telefon numarasını veriyor. Sana söylemiştim di mi?”
“Evet, doğru… Söylemiştin.”
