
‘PARASIZLIKTAN KORKMAYIN’
Görüntü yönetmeni Uğur İçbak ile yönetmen Gizem İbak, birlikte çalıştıkları “Eudaimonia” adlı kısa film üzerinden yönetmen ve görüntü yönetmeni arasındaki işbirliğini anlattı.
İçbak, sinema üretiminde ön hazırlığın belirleyici olduğunu vurgularken İbak, yönetmenin zihnindeki görüntüyü çalışma arkadaşlarına aktarabilmesinin önemine dikkat çekti. Filmde teknik açıdan güç bir sahneyi hayata geçirmek için yüksek teknoloji ekipmanlara ihtiyaç duyduklarını belirten ikili, ekonomik engelleri dayanışmayla aştıklarını söyledi.
İbak, tasarladığı sahnenin çekimi için yaklaşık 2–3 milyon liralık bir bütçe gerektiğini, yalnızca stüdyo kullanımının günlük maliyetinin o dönem 400 bin liraya ulaştığını anlattı. Teknik destek bulabilmek için şirketlerle defalarca görüştüğünü belirten yönetmen, hazırladığı çizimler ve çekim planları sayesinde projeye destek sağladığını ifade etti.
İçbak ise kısa filmlerden bugüne kadar ücret talep etmediğini belirterek, “Paran varsa ekibe harca” dedi. Genç sinemacılara “Parasızlıktan korkmayın” çağrısında bulunan İçbak, bir projeye destek vermesinde yönetmenin hazırlığının ve kararlılığının etkili olduğunu söyledi.
Gizem İbak da genç yönetmenlere ekonomik olanaksızlıklar karşısında vazgeçmemelerini önerdi. Filmde kullanmak istediği görüntüleri temin etmek için yurt dışındaki şirketlerle iletişime geçtiğini anlatan İbak, “Bu iş 15 kere bırakılabilirdi ama nihayete erdi” dedi.
‘YAPAY ZEKÂYA RAĞMEN İNSAN KALABİLMEK’
“Geleceğin Senaryosu” panelinde yapay zekânın senaryo yazımında kullanılması, yaratıcı emeğin geleceği ve telif hakları tartışıldı.
Dr. Ebru Yarkın, teknolojik gelişmelerin yalnızca üretim süreçleri açısından değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Geleceğin senaryosunu konuşurken aslında sadece teknolojiyi değil insan kalabilmeyi, insan emeğini ve ahlakı da konuşmamız gerek” dedi.
Yarkın, asıl meselenin yapay zekânın neler üretebildiğinden çok insanların nasıl bir gelecek kurmak istediği olduğunu vurguladı.
Senarist Eylem Canpolat ise yapay zekânın senaristlik mesleğini tehdit edip etmediğini anlamak için bu teknolojiyi araştırmaya başladığını söyledi. Yaratıcılığın yeni, özgün ve anlamlı bir şey ortaya koymak olduğunu belirten Canpolat, yapay zekânın bu nitelikleri taşıyan eserler üretip üretemeyeceğinin tartışıldığını ifade etti.
Canpolat, “Yapay zekâ mesleğimizi elimizden alabilir mi? Alabilir, eğer siz buna izin verirseniz” dedi.
Televizyon dizilerinde senarist olarak çalışan Canpolat, haftada yaklaşık 120 sayfalık senaryo yazdıklarını ve bu çalışma temposunun 30–35 hafta sürdüğünü belirterek yapay zekânın iş yükünü hafifletebileceğini söyledi. Ancak teknolojinin yalnızca yardımcı bir araç olarak mı kalacağı, yoksa yaratıcı kararları da mı üstleneceği sorusunun önemine dikkat çekti.
TELİF VE YARATICI EMEK SORUNU
Panelde yapay zekâ sistemlerinin mevcut senaryolar üzerinden eğitilmesi ve bunun yarattığı telif hakkı sorunları da gündeme geldi.
Canpolat, ABD’de senaristlerin yapay zekâ kullanımına ilişkin sözleşme güvenceleri elde etmek için mücadele ettiğini hatırlattı. Yapımcıların senaristlere yapay zekâ tarafından üretilmiş içerik sunması durumunda bunun belirtilmesi gerektiğini aktaran Canpolat, senaristlerin de yapay zekâ kullanımını bildirmesine yönelik düzenlemeler bulunduğunu söyledi.
Yapay zekâ şirketlerinin senaristlerin eserlerinden yararlanmasına ilişkin telif tartışmalarına da değinen Canpolat, deneyimli senaristlerin yapay zekâ sistemlerini geliştirmek üzere çalıştırıldığına ilişkin örnekler paylaştı.
Dr. Ebru Yarkın ise asıl tehlikenin teknolojinin kendisinden çok onu kontrol edenlerin elinde olduğunu belirterek, “Birileri işimizi elimizden alacak ama bu, yapay zekâ değil, yapay zekâyı yönetenler olacak” dedi.
Yarkın, yaratıcı emeğin korunabilmesi için teknolojinin eleştirel düşünceyle sorgulanması ve insanın karar verici konumunu sürdürmesi gerektiğini vurguladı.
